
25 Kasım 2009 Çarşamba
Bu aralar neler seyrettim?

22 Kasım 2009 Pazar
E.Toroğlu'nun bitmeyen Fenerbahçe nefreti
Daum görüşme odasına
Muhtemelen benzer soruları başkan kendisine soracaktır..19 Kasım 2009 Perşembe
Cemal iyi çocuktur, yapmamıştır
Pazar akşamı sahada onlardan en az iki katı daha iyi bir kadroya ama artık beyni sulanmış bir koça sahip olan bizim sarı-lacivertlileri bileğinin hakkıyla yenmişlerdir. Buna sözümüz yok, tebrik ederiz. Ama meydana gelen olaylara bakış açıları ile Kadıköy'deki maçtan beri takındıkları tutumları Boğazın karşı tarafındaki bizleri hoşnutsuz kılmıştır, sinirlendirmiştir..Lakin C.Nalga olayı ne verdikleri demeçlere ne de sahada yaptıklarıyla açıklanamaz. Birçok GS'li arkadaşın dediği gibi Türk sporu için utançtır.
Bir de işin yıllardır Fenerbahçe'ye yakın olduğu hatta Fenerbahçe güdümlü olduğu (Federasyon başkanın yıllarca GS'de kaptanlık yaptığını hatırlamazlar) söylenen Federasyon ayağı var. Hani şu Tanjeviç belasını bize saran Federasyon. Olayı bir blog yazarı kadar araştırmadan hemen Oyak Renault'a cevap verip itirazını reddeden Federasyon şimdi ne yapacak? Bu olayda üç maymunu oynayan bahsi geçen maçta Alman takımının koçluğunu yapan ama bir yandan da fırsatını buldukça kalemiyle Fener'e geçiren bir zaman ekmeğimizi yemiş koç ne diyecek şimdi? Sahi ahlak derslerine şimdi ara mı verilecek?
Olayla ilgili Papazın çayırı blogunda yorum yapan arkadaşın süper yorumuyla kapatayım: 'Cemal iyi çocuktur, yapmamıştır. Bir yanlışlık vardır mutlaka'
18 Kasım 2009 Çarşamba
Nasıl unuturlar?
Bu ülkede bakanlık yapmış I.Çelebi bile derbi mağlubiyeti sonrası klasik lobi çalışmalarından biri olan yangın konuşmasında Kadıköy’deki terörden bahsederken yıllar önce kendi statlarında oynanan bir derbi sonrası Mecidiyeköy’de sırf boynunda siyah beyaz atkı var diye öldürülen mühendis arkadaştan haberi yok mudur? Elbette vardır ama sümen altını çok iyi bilirler.
O kadar eskiye gitmeyelim. İki sene öncesine dönelim. Keita’ya atılan suyu okyanus yapanlar kendi statlarında iki sene önce atılan tonlarca suyu ve KDV’si yüzlerce belki de binlerce koltuğu nasıl unuturlar?
Tahrikten bahsedenler Kaya Peker’in yaptıklarını görmezden gelirler, ne var ya derler, Arda’nın külhanbeylikerini görmezler. Arda’nın Sami Yen’deki, Karan’ın Balta’nın Kadıköy’deki el kol hareketlerini de görmezler. Lugano’yu ısırarak tahrik eden Aşık’ı da görmezler. Çünkü tahrik tek taraflıdır o tarafta. A.Yıldırım’ın ‘3 yıl şampiyon olacağız’ iddiasına yangın çıkartanlar ’20.45’te lideriz yada Fener Denizli’ye takılır şampiyon oluruz’ demeçlerini asla akıllarına getirmezler.
Türk futboluna ahlak dersi vermeye çalışanlar Erol’a verilen arabaları yada Zalad’ın dolarlarını nasıl unuturlar? Hadi onlar unutur da, şampiyonlukları çalınanlar niye hatırlatmazlar bu ahlak dersini vermeye çalışanları. Tabi hatırlamazlar, Papermoon’da bıraktılar hafızalarını. Sahi onlar değil midir bütün bir sezon emek hırsızlığıyla suçladıkları hatta uğruna pankart hazırladıkları rakip futbolcuyu serbest kaldığı günün ertesi saraydan kaçırırcasına hemen transfer edip sonra Kadıköy’de kaptan çıkartanlar.
Bir de sözüm ona Fenerli medya vardır. Evet bir zamanlar medya Fenerli idi. Ama o 80’lerde 90’larda kaldı. Biz onların desteğini değil hep kösteğini gördük. Onlar yüzünden bahsi geçen yıllarda en az şampiyonluğu Fenerbahçe kazanmıştır. Şimdiler GS zamanı. Lig TV ve radyo, gazeteler, maalesef silme Fener düşmanı. Lig TV’nin ihale yüzünden Fenerbahçe’ye nasıl cephe aldığını, Toroğlu’nun Fener’e cezaları nasıl verdiğini, bir hafta önce penaltı dediğine bir hafta sonra Fener konu olunca devam dediğini, ofsayt çizgilerinin bile nasıl yanlış çekildiğini çok açık seçik görüyoruz. Hepsini Allah’a havale ettik biz. Hayatını sarı lacivert renklere Hınç’almaya adamış kişilerin bütün sezon ürettikleri ‘Lig bitmiştir, Fener şampiyondur, Hakemler Fener’in himayesindedir, Federasyon Fener’in güdümündedir’ komplo teorileri sene sonunda ters tepince özür dilemek yerine kıs kıs gülmeyi tercih ederler. Pişkindir hepsi. Her sene Lucescu’yu en az bir defa ekrana taşıyanlara ne demeli. Onun saçlarını kazıtmıştık yıllar önce ne de olsa. Onu da Allah’a havale ediyoruz.
Birileri ellerinden bütün gücü (medyayı, lobiyi, ne varsa) çok iyi kullanırken biz yine afyon yutmuş gibiyiz. 2006’da yaşananlar hala çok sıcakken yaşadığımız bu gaflet ve uyuşukluğu hala anlamış değilim. Birileri top tüfek üzerimize gelirken bizim hakkımızı savunmak için seçilenler maalesef derin bir sessizlik yaşıyorlar.
14 Kasım 2009 Cumartesi
09 Kasım 2009 Pazartesi
Lütfen bırak ve git
E.Ataman altı maçtır aynı taktikle seni yeniyor, mal gibi seyrediyorsun. Ne tam saha baskıya önlem alıyorsun, ne de hücum seti yapıyorsun. Dopingçiler dört kısa oynarken sen şaka yapar gibi alan savunmasına dönüyorsun, kumandamı kırdırıyorsun bana. Eli sıcak adamı kenar alıp dakikalarca azarlıyorsun, çocuğa bile bağırmanın ayıp sayıldığı günümüzde. Hep yanlış, hep yanlış. Bir doğrunu göremedik üç yıldır. Şu maçı da koç kazandırdı diyemedik.
İki sene önce A.Örs'ün mirası ve Solomon'un E.Amin'i yemesiyle şampiyon olduk, sen kendime mal edip 2010 yalanlarıyla banka hesabını şişirmeye devam ettin. Geçen sezon takke düştü, kel göründü. Rakipler güçlenirken sen gidip benim boyumda guard getirdin, iki Sloven bebeyle kendini tatmine devam ettin. Ee sonuçta rezil oldun işte.
Gitme vaktidir senin için. Ne taraftarlar, ne oyuncular ne de yöneticiler seviyor seni. En önemlisi basketbolcularımız sevmiyor seni. Herkes mutsuz, motivasyon sıfır. Takım sporu yapmış arkadaşlar 'Özür dilerim Aydın abi' cümlesinin ne anlama geldiğini daha iyi bilirler. Tanjeviç'le benzer diyaloga giren bir basketbolcumuzu gördünüz mü hiç? Hep bir gerilim, bağırma, azar. Allah mısın, kral mısın? Nedeni bilinmeyen sebeplerle (aslında bilinen) güzelce işgal ettin o güzel mekanı, senden öncekilerin kıymetini daha çok bildik sayende. Haydi artık git. Lütfen hemen bırakıp git, lütfen...
Hurşit Meriç

08 Kasım 2009 Pazar
Erkut Abi vs Ömer Aşık
01 Kasım 2009 Pazar
Tahkim
Zamanında bize verilen cezaları arttırdıklarına bile şahit olduğumuzdan buna da şükretmek lazım!!!
30 Ekim 2009 Cuma
Süper Kupa Finalinin Fotoğrafları
Bu renklerin aşığıyım ama bayan voleybol takımını daha farklı seviyorum.
29 Ekim 2009 Perşembe
Süper Kupa Fenerbahçe Acıbadem'in
25 Ekim 2009 Pazar
Berlin Seyahat Notları...Ich bin ein Berliner
Bunlar bizim Berlin'de gördüklerimiz. Daha fazlası elbette mevcuttu fakat zaman dolmuştu. Bir gün tekrar ziyaret etmeyi umarım ayrıldık Berlin'den.
7
17 Ekim 2009 Cumartesi
Robot
Bir haftadır Ankara'da ömrümü yiyen robot. İş hayatımda onbir yıldır böyle yorucu ve stresli bir hafta geçirmedim.
Cihaz genetik laboratuvarlarında kullanılıyor. Lamları loader'dan mikroskoba yüklüyor, otomatik olarak tarıyor, analiz yapılabilecek iyi metafazları belirliyor, resimlerini çekip bilgisayara yüklüyor.
10 Ekim 2009 Cumartesi
Abant
Genetik kongresi için Abant'tayım. Etrafta sevdiğim müşteriler, nefis bir hava, sabahları kırk dakika koşu... Keyfim yerinde...
03 Ekim 2009 Cumartesi
36. Berlin Maratonu

17 Eylül 2009 Perşembe
Yolculuk #2
Ben, Erman, M.Ortaç ve Mert ile Berlin maratonuna gidiyoruz. Çok sağlam bir ekip oluşturduk, güzel bir seyahat olacak. 20 kilometre koşmayı hedefliyoruz. Dönüşte iki seyahati birden yazacağım.
10 Eylül 2009 Perşembe
Yolculuk
Yolculuk yarın Barselona'ya. Maraş nere, Barselona nere. İlginç bir işim var.
07 Eylül 2009 Pazartesi
Bir devrin sonu...
Erken yaşta baş gösteren sağlık problemlerimiz ve forma girmek için beraber yazıldığımız spor salonunda basketbol aktivitesininde olduğunu görünce çok sevindik. Fırsat buldukça gene eski yıllardaki gibi teke tek müsabakalar yapmaya başladık. Haliyle seri mağlubiyetlerimde devam etmeye başladı. Ama bu kötü gidişe ve yılların ezikliğine bir son vermek için geçen cumartesi canımı dişime taktım, kora kor bir mücadele örneği ve azim göstererek adminimiz Murat Yılmaz'ı 10-8'lik bir skorla devirdim ve bir devrin sonunu getirdim :)) Skor 9-8 olunca "9-9 da maç 11'e uzar" diyerek olası bir kazayı önlemeye çalışan admin, uzak mesafeden yapmış olduğum atışın sayı olması üzerine şoka girip bir süre şaşkın bakışlarla sevinç gösterilerimi izlemeye mahkum oldu :) Eh ne diyelim, her devrin olduğu gibi, bu devrinde bir sonu varmış demek ki...
05 Eylül 2009 Cumartesi
Golden League biterken
Golden League yarışları kapsamında yazın düzenlenen altı yarışı da kazanan bu atletler; sırıkla atlamada Dünya Şampiyonasında sıfır çeken Yelena Isinbayeva, 5 bin metre ve 10 bin metrenin fenomeni Kenenisa Bekele (dün akşam 5 bin metreyi çok zor kazandı) ve bayanlar 400 metrede uzak ara yapan Sanya Richards.04 Eylül 2009 Cuma
Yatacak yeriniz yok
Johhny Cash'ten
02 Eylül 2009 Çarşamba
Fix It Again Tony

01 Eylül 2009 Salı
Nihayet dağıldılar
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Ikına sıkıla...

Sion maçının buram buram Josico, diyar diyar Aragones kokan ızdırap dolu travmatik etkileri henüz soğumamışken üstüne bu maç bünyeye biraz ağır geldi. Takımdaki fiziki düşüş ürkütücü boyutta. Christian ve Dos Santos bırakın top oynamayı, sahada yürümeye bile zorlanıyorlar. En kritik mevkide oynayan Christian'ın kaptırdığı her topta Manisa golle burun buruna geldiği için çok göze batıyor, çok tepki çekiyor. Ama Dos Santos'un ondan hiç bir farkı yok. Geçen yıl Antep'te sağbek bölgesinde güzel işler yapan Bekir'in başına 1 ay sonra devlet kuşu konmuş ama paşam sağ kanadımızı koridora çeviriyor, uyurgezer gibi, yanındaki adama ayak içi pas bile veremiyor. Bir zamanlar Gençlerbirliğinden aldığımız "Panucci"(!) lakaplı Erkan'ı hatırlattı bana. Bart Simpson ve Ergin Keleş, Bekir ve Önder'i hemen her pozisyonda yürüye yürüye geçiyor. Hele Önder tam bir facia. İddia ediyorum ki ben bu adamı şimdiki de değil, 97 kiloluk halimle yürüye yürüye çalımlarım. Bu kadar yumuşak, bu kadar dengesiz ve bu kadar kazma bir defans oyuncusu daha yoktur Türkiye'de. Bi de bu adamı milli takıma alıyorlar, inanılacak gibi değil! Daum takımda ki düşüşü yorgunluğa ve hiç dinlenememeye bağladı. Ben ise Brezilyalıların kırılgan yapısına ve çokluğuna bağlıyorum. Bence Daum'da bunun farkında, elbet birşeyler düşünüyordur. Daum benim için piyango bir hoca değil, kendisine güvenim tamdır. Milli takım arası ilaç gibi gelecek takıma, ondan sonra gene kademeli olarak fiziki yükselişi yakalayabilirsek ligte ki istikrar korunur, avrupa liginde ilk aşamada gruptan çıkılır diye düşünüyorum. Dünkü görüntünün devam edeceği ihtimalini düşünmüyorum bile.
Son olarak herşeye rağmen, 90+4 golü ve galibiyet beni çok sevindirdi. En kötü halimizin bu olduğunu varsaydım, ve bu görüntü içinde çıkan 3 puan çok değerli. Ama bu şekilde kalırsak ne bu kadar beceriksiz bir Bart Simpson ne de böyle bir şans buluruz diye düşünüyorum...
30 Ağustos'ta İstanbul Boğazında
Paradoks
29 Ağustos 2009 Cumartesi
1 Milyon Dolar ve 3 Atlet

28 Ağustos 2009 Cuma
İlginç bir tesadüf!

Kuzenim Tolga'nın yakaladığı çok ilginç bir detayı paylaşmak istedim sizinle. Kardeş blog "sportif platform" da 1 yılı aşkın süredir skor tahmin yarışması yapıyoruz kendi aramızda. Haliyle o hafta 4 büyükler kiminle oynayacaksa mercek altına alıyoruz rakiplerini. Geçen sene Beşiktaş - G.antep maçının olacağı hafta Tabata'nın kart cezası yüzünden oynayamayacağını öğrendik. Tolga'da üzülüp "tüh bu hafta Tabata'yı yazacaktım" demişti. Bu sene bir baktık ki Tabata gene cezalı. Çift sarıdan kırmızı kart görüp atılmış geçen hafta. Tolga isyanları oynadı gene, "arkadaş bu ne iş, adam her sene Beşiktaş'a karşı cezalı, bu işte kesin bir iş var" dedi. Sonra oturduk geniş özeti seyrettik. Gerçekten çok alaksız iki sarı kart görmüş. Hele 2.si çok tuhaf, kendini attırmak için elinden geleni yapmış. Daha Beşiktaş'la transfer dedikodusu bile yok ortada. Çok kıllandık. Ve dün gece bir haber, Tabata Beşiktaş'ta! İyimser düşünürsek, hadi geçen yıl ki tesadüftü diyelim, ama bu sene ki kesin planlı ve programlı. Delgado olayı son ana kadar belli olmadığı için Tabata'ya transfer vaadi verip böyle bir iş tezgahlanmış gibime geldi. Demiören tarzı ve politikasına da yakışır zaten. Bu arada baktımda Beşiktaş, Antep'i ihya etmeye devam ediyor. Ayhan'la başlayan zincir, Gökhan Zan, İ.Toraman, İ.Köybaşı ve şimdi Tabata ile devam ediyor. 8.5 milyon euro verilmiş. Duyunca dudaklarım uçukladı. Topuz transferine verilen para kadar enayice. Aziz Yıldırım'ın yaptığı her yanlışı takip etmek zorunda mı Demirören çok merak ediyorum. Elano'yu 7 milyon euroya alan G.saray'ı tebrik etmek lazım...
Rotasyon kabusu
Ebedi dostum Murat kardeşimin bloğunun küçük bir ortağı olarak uzun zamandır yazılarıma ara vermiştim. Kendisi bana epeydir sitem ediyordu, haklı da. Ama benim birşeyler karalayabilmem için birşeylere sinirlenmem, kızmam gerekiyor sanırım. Yoksa bişey çıkmıyor :)Dün yaklaşık olarak 2.5 senedir fasıla verdiğim Şükrü Saraçoğlundaydık Murat ve sevgili hemşerim, sağlam fenerli dostum Mehmet ile. Turu garantilemiş(!) olmanın rahatlığıyla güzel bir yaz akşamında keyif içinde sinirsiz, stressiz bir maç izleyelim istedik. Ama burnumuzdan geldi. Sadece yaptığı rezilce rotasyonlar yüzünden bile kendisinden nefret etmemi sağlayan ve Galatasaray'a elimizde ki şampiyonluğu sırf bu yüzden hediye eden Zico efendinin döneminden beri bu rotasyon kabusunu unutmuştum. Dün gene iliklerime kadar hissettim. Daum hocam aslında rotasyon felan sevmez. Kendisinin christmastan bir gün önce Uşak'la oynanan Türkiye kupası maçında tüm yabancı ve asları sahayı sürdüğü günleri çok iyi hatırlarım. Ama hoca dün biraz mecbur kaldı. 10 numara mevkiinde oynayabilecek Alex, Deivid ve M.topuz'un yaşadığı peşpeşe sakatlıklar, Emre'nin her an sakatlanma (nazar değmesin bu arada) riski, ve angut basınımızın, Önder, Selçuk ve Uğur Boral'a çok ayıp edildi gazlaması yüzünden hoca bu isimlere ağırlık verdi. 10 numara mevkii bu görüntüde boş kalınca teknik özellikleri yüksek olan Dos Santos'u bu mevkiide denedi ama haliyle ona biraz bol geldi bu görev. Ondan boşalan yerede, başkan olsam bırakın tesislere sokmayı, Kadıköy ilçesine bile yaklaştırmayacağım Uğur efendiyi koydu. Emre'den boşalan yere usta(!) maestro, top cambazı Selçuk, Bilica'dan boşalan yerede milli takımı kurtaracak(!) Önder'i koydu. Takımda en fazla 3-4 ay ömrü kalmış süper emekli R.Carlos'un boşalan mevkisinide alternatifsiz Wederson aldı. Şimdi sırayla değerlendirecek olursak dün sınıfta kalan bu ruhsuz yedeklerden en çok Wederson'a kızdım. Kardeşim senin yaşın genç, yabancı statü engelin yok, forma yakında sana kalacak, iyi kötü yeteneğinde var, peki nedir bu savrukluk, bu vurdumduymazlık, bu isteksizlik? Çıldırmamak içten değil. İlla diyorsun ki ben bu takımda devamlılık yakalayamam, yerime adam alın. Gelelim Önder'e. Rakibin duran toplardan başka doğru dürüst pozisyona girebildiği yok, o zaman ne demeye sürekli gereksiz fauller yapıyorsun yarı alanımızda? Bu kadar aptal olur mu bir futbolcu anlamıyorum. Rakibi sürekli yanlış zamanlamayla karşılaması, sürekli kademe hatası yapması, her an topu ıskalayacakmış gibi güvensiz duruşu ve topu oyuna bir türlü adam gibi sokamayaşı ile ben bu takımın oyuncusu değilim diye bas bas bağırıyor. Adamın kapasitesi bu kadar, olmuyo işte.
Saygıdeğer Selçuk ve Uğur Boral için hiç parmaklarımı yormayacam. Bu kadar rezil, kapasitesiz, akılsız adamlar nasıl bu formayı giyebiliyor, onu sorguluyorum sadece. Dos Santos, Christian ve Lugano gelirgelmez nasıl 11'e girermiş, Selçuk'a, Uğur'a, Önder'e çok ayıp ediliyor diyen zeka yoksunu basınımız acaba bu oyuncuların dünkü görüntüleri hakkında neler düşündüler çok merak ediyorum.
Takıldığım diğer bir konuda Christian Baroni konusu. İlk defa çıplak gözle izlediğim bu vatandaşı hiç tutmadım. Ne dikine pas atabiliyor, ne mücadele gücü, ne top kapma özelliği ne de oyuna pozitif bir katkısı var. Al gülüm ver gülüm tadında ki bu oyun tarzının MALdonado ve Josico'dan hiç bir farkı yok. Aurelio-Appiah kalitesinin çok uzağında. Umarım uyum sürecidir ve ben yanılırım. Yoksa gene önlibero mevkii kanayan yara olmaya devam edecek. Özellikle iç saha maçlarında çift forvet ve Emre'nin tek önlibero oynaması çok daha faydalı olur diye düşünüyorum. Mesela özellikle dünkü maç buna iyi bir fırsattı. Hazır Alex'te yokken Guzia-Semih ikilisini yanyana oynatıp, Baroni-Selçuk ikilisinden birini kesebilirdi Daum. Bence çok daha iyi bir futbol çıkardı ortaya. Alex'in oynamadığı tüm maçlarda çift forvet oynamalı bence Fenerbahçe.
Kazım'ın yeteneklerine inanıyorum ama sorunlu kişilik yapısında ısrar edecekse ve dünkü gibi gene kopuk kopuk oynamaktan kendini kurtaramayacaksa onunda sonu gene klübe. Çokta hevesli gözüktü dün bana klübe için. Guizada ki hızlı irtifa kaybıda tam gaz devam ediyor. Ümitlenmiştik ama boşunaymış sanırım. En büyük sorunlardan birini gene forvet hattında yaşayacaz bu sene. Bu adamında sorunu kafasında bence. Hiç bir zaman tam hazır değil bir görüntü içersinde.
Daum'un takımı genel olarak iyi. Beklediğim fiziki yükseliş ve motivasyon takımın geneline yansımış durumda. Ama dünkü gibi işe yaramaz futbolcu müsvetteleri takıma girdiği zaman takımın kimyası bozulduğunda ne durumlara düştüğümüzü görmüş olduk. Allah bu sene sakatlık vermesin, bizi Selçuk'a Uğur'a Önder'e mecbur etmesin diye dua etmekten başka şansımız yok. Şimdilik işler yolunda sayılır ve yaklaşan milli maç arasıda takıma ilaç gibi gelecek.
Son haftaya kadar şampiyonluk yarışında G.saray'la kafa kafaya bir çekişme olacak diye düşünüyorum.
27 Ağustos 2009 Perşembe
Kadıköy özlemi
Gerek Başkanımızın taraftara karşı yürüttüğü politika, gerek aşırı yüksek bilet ve kombine fiyatlarına karşı oluşan tepkim nedeniyle son bir iki yıldır Kadıköy'de maça gitmiyorum. Yıllar önce sarı lacivertli formayı Kadıköy'de izleyebilmek için bilet kuyruklarında saatlerini geçiren bir çok arkadaşım da aynı düşünce ve duygulara sahip. Resmen soğuttular bizi Kadıköy'de maç seyretmeye.Hakan birkaç gündür tam saha presle bunlattı beni. Akşam maça gidiyoruz. Dün akşam sohbet ederken Kadıköy'ü gerçekten çok özlediğimizi anladık. Aslında özlediğimiz Kadıköy'deki eski Fenerbahçe Stadı, Şükrü Saraçoğlu Stadı değil.
25 Ağustos 2009 Salı
Diyarbakır maçının ardından
Sahada birinci dakikada başlayan gerginlik, Z.Doğan'ın takımlarının bize gösterdiği ezeli sertlik ve gerginlikBir türlü kontrolü eline alamayan, saçma sapan kararlar veren, sahaya atılanları görmemezlikten gelen rezil bir hakem
Diyarbakır taraftarının maç boyu şiddeti ve sahaya yağdırdıkları
Fatih Terim’in efsane tanımlaması olan yediğimiz ‘komik gol’
Attığımız harika birinci ve ikinci gol
Gol olan taraftar
Kazım’ın ikinci yarıdaki efektif oyunu
Bilica’nın her topa hamle yapma aşkı
Guiza’nın iyice eskiye dönüşü
Kazasız atlatılan bir deplasman ve 3'te 3 mutluluğu
23 Ağustos 2009 Pazar
Dünya Atletizm Şampiyonası'nın Ardından
Bolt'un 3 altın ve 2 rekoruBekele'nin 10 bin metre yarışının son 400 metresindeki muazzam deparı, rekoru ve 23. altını
Fenomen Bekele'nin altına doymayıp son gün 5 bin metre yarışını da kazanıp toplamda altın sayısını 24'e çıkarması
Bizim devşirme Bekele'nin ise bayanlar 5 bin yarışında sondan 3. olması
Liu ve Robles'in yokluğunda 110 metre engellinin sönük geçmesi
4x100'de ABD'nin hem erkekler de hem de bayanlarda Olimpiyatlardan sonra yine bayrak düşürmesi ve Jamaika'nın dublesi
4x400'de ABD'nin geri dönüşü ve dublesi
200 metre bayanlarda Felix'in 3. kez rahatça dünya şampiyonu olması
100 metre bayanlarda devamlı gülümseyen sempatik Fraser'in kısacık bacaklarına rağmen kazandığı altın
Sanya Richards'ın 400 metre bayanlarda nihayet dünya şampiyonluğu kazanması
400 metre erkeklerde Lashawn Merritt'in Wariner'ı yine geçip krallığını ilan etmesi
Kirui'nin 2.06.54 maraton rekoru derecesiyle adını dünyaya duyurması
Polonyalı Anita Wlodarczyk'ın 77.96 ile çekiç atma dünya rekoru
Vlasic'in geri dönüşü ve her zamanki dans şovu
Isinbayeva'nın büyük bir sürprizle sıfır çekmesi
Jelimo'nun yokluğunda 800 metreyi kazanan Semenya'nın cinsiyet tartışmaları
Ve bizim sadece bir madalyayla (Fenerbahçe sporcusu Melis Mey ile) şampiyonayı kapatmamız
...
18 Ağustos 2009 Salı
Kenenisa Bekele
Yazının başlığı Kenenisa Bekele. Sprint yarışlarında koşmadığı için medyatik ve popüler değil. Aslında kendisi dünya atletizm tarihinin fenomenlerinden biri. Atletizm severler ona tapar. Dünya çapında büyük şampiyonlarda kazanılan 23 altın madalya ve sayısız rekora sahip. Dün akşam bir kez daha takdir ettim. 10 bin metre yarışında son 400 metrede attığı deparla hayran bıraktı yine.
Bolt ile Bekele 800 metrede kapışsınlar muhabbetleri başlamış hemen. Ne alaka deyip geçmek lazım.
Bayanlar 800 metrede Jelimo'nun yarışı terk etmesi ve bayanlar sırıkla atlamada Isinbayeva'nın sıfır çekmesi şimdiye kadar beklenmeyenler. Elvan hadisesi mi? Atletizmde kime sarıldıysak, bizi hayal kırıklığına uğrattı :(
14 Ağustos 2009 Cuma
Dünya Atletizm Şampiyonası Başlıyor

13 Ağustos 2009 Perşembe
Efes Dark
Duydunuz mu Kerem Gönlüm'de doping çıkmış? Yok canım yalandır, Kerem efendi bir sporcudur, o öyle şeyler yapmaz. Kesin test sonuçlarında yanlışlık vardır, belki analiz cihazı bozuktur. Ben gider tamir ederim hemen.11 Ağustos 2009 Salı
%37.5
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Deutschland kommt zurück
Almanya geri geliyor. 08 Ağustos 2009 Cumartesi
Yeni sezon başlarken
Hafızamdaki ilk sezon Trabzonspor'un son şampiyonluğunu yaşadığı 83-84 sezonudur. O sene Kadıköy'de kaybettiğimiz Ankaragücü ve Trabzon maçlarını hatırlıyorum. Ertesi sezon kazandığımız şampiyonluğu net hatırlıyorum, o sezon tüm maçların skorlarını defterime yazmıştım. Radyodan dinlediğim ve gazeteden okuduğum bilgilerle futbolculara ve takıma yıldız verirdim. Farklı kazanılan maçlardan sonra Selçuk, İlyas, Pesiç hep dört yıldız alırlardı.
Seksenli yıllardan günümüze dönünce futboldan eskisi kadar zevk almadığımı anlıyorum. Basketbol, voleybol ve atletizmden artık en az fubol kadar zevk alıyorum. Sarı lacivertli renklere olan aşkım olmasa futbolu asgari seyretmeye çalışacağım.
Yeni sezon başlarken az çok birşeyler yazmak istiyorum. Bu sene güzel transferler yapıldı, takımlarımız geçen sene göre daha güçlendiler. Geçen seneye oranla daha zevkli ve bol gollü maçlar bekliyorum.
Fenerbahçe'nin yumuşak karnı defansın göbeği. Bilica her ne kadar iyi bir oyuncu olsa bile yanına bir pertner şart. Lugano olayı hala çözülmedi, çözülmeyecek gibi. Başkan bir sildi mi, siler atar. Brezilya'dan stoper gelirse şaşırmayalım. Fenerbahçe Daum ve mevcut kadrosuyla sene sonuna kadar şampiyonluğa oynar. Şampiyonluk için bir sürü dış etken olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu etkenler sene ortasında veya sonuna doğru etkin olmaya başladıklarından şimdiden birşey söylemek güç. Alex sorunsalından hep bahsediyoruz. Bazı maçlarda Alex'in görevini Emre'ye yükleyerek 'tek ön libero oynama' taktik varyasyonlardan biri olarak düşünülebilir.
Galatasaray iyi bir kadro yaptı, son yıllarda hücum kadrosu kurma konusunda ısrarcılar. Rijkaard'ın sıradan bir t.direktör mü yoksa sihirbaz mı olduğunu göreceğiz. Malum kendisi S.Rotterdam'ı küme düşürdükten sonra Barcelona'da büyük başarılar elde etmişti. Hollandalı futbolcu ve teknik adamların konsantrasyon sorunu olduğu hep söylenir. Galatasaray bu sene flaş skorlar alacaktır. Bol gollü galibiyetler göreceğiz ama özllikle deplasmanda 1-0'lık sürpriz mağlubiyetlerini görebiliriz.
Beşitaş Mustafa Denizli'ye endeksli. M.Denizli yokluktan varlık elde edebilen ama bollukta ise değişik fanteziler deneyip ilginç kararlara imza atabilen bir t.direktör. Bizi çalıştırdığı zaman Yusuf'u sağbek (Antalya maçı), Rapaiç'i sol bek (içerideki Barcelona maçı) ve A.Güneş'i santrafor (tüm ŞL maçları) gibi ilginç kararlara imza atan biri. Süper Kupa finalinde yaptığı değişikliklerle bu seneye ait bazı ipuçları verdi. M.Denizli bu sene takım çalıştırmayıp Çeşme'de tatil yapmak istediğini söylemişti. Zorla güzellik olmaz.
Trabzon bu sene beklediğim transferleri yapamadı. Yine vasat oyuncular transfer ettiler. T.Direktör seçimleri ise kumar. Şampiyon olabilecek kalibrede değiller. Sivas'ın geçen yılki başarısını tekrarlayacağını düşünmüyorum.
Toparlayacak olursak şampiyonluk yarışının Fenerbahçe ile GS arasında geçeceğini düşünüyorum.
Ne bir okulu bitirmek,
Ne de bir kızı sevmek.
İnan tek isteğim
Seni şampiyon görmek
diyerek hayırlısını dileyelim...
02 Ağustos 2009 Pazar
Kupa güzel şey

31 Temmuz 2009 Cuma
Işık
Rakip her ne kadar zayıf olsa da bu takımda ışığı gördüm. Daum ve Koch'un etkileri hemen hissediliyor. Rakibe basan, ısıran, mücadele eden, arzulu oynayan, oynadığı toptan zevk alan bir takım yavaş yavaş oluşuyor. Bu sene güzel futbol izleyeceğiz.Dün gece sahanın yıldızı Emre idi. Birkaç yıldır sene başı kampı yapamayan Emre'ye bu seneki kamp yaramış. Gökhan Gönül iki sene önceki haline dönmüş. Guiza sağdan soldan çok top aldı ve değerlendirdi, bu sene gol kralı olabilir. Alex yok derken var oluyor yine.
Pembe bir tablo çiziyorum. Ne yapayım geçen senenin acısını çıkartıyorum işte.
30 Temmuz 2009 Perşembe
5'te 5
Bu yarışmayı izlerken iki sene önce Facebook'ta kendi aramızda hazırladığımız sorular aklıma geldi. Ne kazık sorular hazırlamışım ama..80'li ve 90'lı yıllar ağırlıklı olmak üzere hazırladığım soruların bir kısmı aşağıda:
* 1990’lı yıllarda Zeytinburnuspor’da oynamış daha sonra Premier Lig ve ABD’de futbol yaşantısını sürdürmüş olan yabancı santraforun adı?
* Fenerbahçe’nin efsane futbolcularından Cemil Turan’ın Fenerbahçe’ye gelmeden önce oynadığı takım?
* 1994 sezonunda ilk yarıda kesin düşer gözüyle bakılan Karabükspor’u ikinci yarıda canlandıran ve son maça kadar şansını taşıyan antrenör hangisidir?
* Ülkemizde çeşitli takımları çalıştıran ünlü Alman futbolcu Karl Heinz Brigel’in futbolculuk yaşantısında forma giydiği ünlü İtalyan takım hangisidir?
* ABD 1994 Dünya Kupasında dünya kupasının en güzel gollerden birini Hagi Kolombiya maçında hangi kaleciye atmıştır (40 metreden attığı gol)?
* Milli takımın 2000 Avrupa şampiyonasında kadrosunda yer alan tek Trabzonsporlu futbolcu kimdir?
* 1992 yılında Fenerbahçe’de jübile yaparak ayrılan Toni Schumacher’in ani bir kararla bir yıl için tekrar futbola döndüğü takım hangisidir?
* Ümit Davala’nın 1996’da Galatasaray’a transfer olduğu takımın adı?
* Ankaragücü 1992-93 sezonu son maçında Galatasaray’a 8-0 yenilerek spekülasyonlara yol açmıştı. Aynı Ankaragücü aynı sezonda bir takımı yine aynı skorla yenmişti. Bu takımı hatırlayabildiniz mi?
* Şu anda V.Manisaspor’un kaptanlığını yapan Uğur İnceman Almanya’da hangi takımdan gelmiştir?
* 1986-87 sezonunda BJK’ye gol atan hakemi hatırlayabildiniz mi?
En çok şu soruyu beğendim; 1980’li yıllarda Galatasaray’ın orta sahasında oynamış olan Ahmet Ceylan’ın lakabı hangisidir? Asıl bomba olan şıklar: Çaycı, Kerhaneci, Pasçı, Bombacı..
Ercan Taner soru sıkıntı çekerse beni arayabilir, bende soru çok...
26 Temmuz 2009 Pazar
Fenerbahçe-Boluspor maçı izlenimlerim


25 Temmuz 2009 Cumartesi
88TL
24 Temmuz 2009 Cuma
En iyi beş Pink Floyd şarkısı
22 Temmuz 2009 Çarşamba
Yılmaz Vural'dan...
19 Temmuz 2009 Pazar
19.07
Kimi can ciğer dostum olan, kimiyle çok samimi olmasam da sarı-lacivert renkler sayesinde arkadaşlık kurduğum, hatta henüz yüzyüze görüşmemiş olmamıza rağmen blog ve forum aleminde tanıdığım sarı lacivertli renklere gönül verenlerin günü bugün.Başkent Kadıköy'deki, Ankara'daki, İzmir'deki, Bursa'daki, Burdur'daki, hatta Almaty'deki, Kanada'daki, ABD'deki, İngiltere'deki, Almanya'daki, Avusturya'daki kısacası dünyanın dört bir köşesindeki tüm Fenerbahçeli dostların Dünya Fenerbahçeliler Gününü kutlarım.
12 Temmuz 2009 Pazar
Newcastle-Durham-Londra Seyahat Notları



Ertesi gün (diğer sabahlar olduğu gibi) erken kalkıp koştuk. Kahvaltı sonrası firmaya gittik. Hemen eğitime başladık. Karl anlattıkça anlattı. Arada kahve arası vermesek nakavt olacaktık. Akşam Karl bizi meşhur Sabatini Restaurant'a götürdü. Yorgunluktan otele kaçtık hemen. Çarşamba yine yoğun bir eğitimden geçtik. Akşam Andrew'a bizi Durham'a götürmesini rica ettim (kuzeyin en güzel şehirlerinden biri olduğunu duymuştum), sağolsun kırmadı.






Otelimiz Victoria bölgesinde olduğundan İngilizlerin ‘Turistik Londra’ olarak adlandırdıkları merkeze ulaşımımız kolay oldu. Piccadily, Trafalgar, Big Ben, Westminister ve Soho’yu hızlıca gezdik. Alper’in ilk Londra ziyareti olduğundan bol bol fotoğrafını çektim. Ben de Prezzo isimli kafenin önünde fotoğraf çektirdim. Akşamı Soho’da geçirdik, geçirmez olaydık. Homoseksüel merkezi olmuş. Girecek bar bulamadık.


Sabah erken kalkıp Green Park’ta koştuk (itiraf ediyorum Alper’i bu konuda biraz zorladım). Aslında Hyde Park’a gitmeyi planlıyorduk ama yol gözümüzde büyüdü. Kahvaltıdan sonra The Big Bus’ın meşhur iki katlı otobüsüne binerek güzel güneşli bir Londra gününde şehir turu yaptık. Londra’yı ziyaret edecek herkese tavsiye ederim. Bilet bütün gün geçerli olduğundan istediğiniz durakta inip gezdikten sonra tura devam edebiliyorsunuz. Rehber hem gezdiğimiz yerler hem de Londra ve İngiltere tarihi hakkında bol bol bilgiler veriyor.


Tur bizi yordu, akşamüzeri trene atlayıp Heathrow’a uzandık. THY’nin kalite hizmeti ve ikramlarıyla İstanbul’a geri döndük.

08 Temmuz 2009 Çarşamba
Rainy Newcastle
04 Temmuz 2009 Cumartesi
Gecikmiş bir Placebo konseri yazısı
On gün gecikmeyle de olsa Placebo konseri hakkında birşeyler karalamak istiyorum.> Konsere özel satın aldığım 'Black and Rocker' damgalı siyah tişörtümle gittim. Herkes tişörtüme baktı, bana değil!
> Konser beklediğimden fazla bir katılımcıyla gerçekleşti. En az REM konserindeki kadar bir kalabalık vardı.
> Bostancı, Kadıköy ve Üsküdar'dan kalkan gemilerle konser alanına ulaşmak gayet zevkli ve kolay. Ne köprü trafiği, ne de park stresi. 8 TL'ye gidip gelmek çok kolay.
> Her zamanki yerimiz olan sol tarafta yer aldık. Hafif eğim sayesinde sahneyi çok yakından görebildik.
> Brian Molko gençlikten çıkıp orta yaşa adım atmış. Ayrıca uzun saç yakışmamış.
> Sahne mükemmeldi. Arka planda devamlı değişen hareketli görseller gördüğüm en iyi arka plandı. Ses ve ışık gayet iyiydi. Grubun gayet uyumlu çalması dikkatimiz çekti.
> En baba Placebo şarkılarından biri olan 'Every You and Every Me' şarkısı hariç tüm şarkılarını çok iyi söylediler. Every You and Every Me şarkısına çok yavaş girdikleri için tempoyu bir türlü ayarlayamadılar. Infared en iyi performanslarıydı. Diğer tüm popüler Placebo şarkısını çalıp söylediler. Birkaç cover bekledik ama çalmadılar.
> Brian Molko konser bitiminde gitarını çalar durumda bırakıp gitti, görevliler gelip kapattılar. Hoş bir sahneydi.
> İyi ki gelmişiz dedik, yine olsa yine geliriz dedik.
03 Temmuz 2009 Cuma
29 Haziran 2009 Pazartesi
Kuş misali
23 Haziran 2009 Salı
Are you player my friend?
Bu blogda ara sıra yazılarını okuduğunuz Hakan Demirel'in hüzünlü öyküsünü anlatır bu resim.Otuzlu yaşların ortasına gelmiş iki arkadaş geçtiğimiz hafta tatildeyken bulduğumuz çim sahaya daldık hemen. Hakan efendi geçti kaleye, iki üç denemeden sonra leblebi gibi sıraladım golleri koruduğu kaleye. Sonra ben geçtim kaleye, bak şimdi nasıl atıyorum golleri diye böbürlenerek attı ilk şutunu. Top iki kale yüksekte fotoğrafta görülen yere gitti ve sıkıştı. Yılların malzemesi çıktı, bu anı kaçırmayarak hemen fotoğrafladım..
Are you player my friend? Sen ne yetenekli bir insansın! Koskoca kaleyi tutturamayarak oraya topu nasıl zımbaladın! Üstün bir yeteneksin, geç fark edildin...Değerli blog okurları Hakan Demirel'in yazılarını okurken lütfen bu fotoğrafı gözünüzde canlandırıp kendisini ona göre dikkate alınız...
Placebo etkisindeyim
20 Haziran 2009 Cumartesi
Benden çeşitli
* A.İpekçi'deki üçüncü maça doğru yol alırken içim yine huzursuzdu. Ortaç uğurlu yerimiz yani 'pasif takılan diğer pota arkasından' bilet almıştı. Kolayca içeri girip son iki şampiyonluğa şahit olduğumuz yere konuşlandık. Maç başladı, tüm stres üzerimden kalktı. Maşallah önüne gelen dışarıdan üçlüğe başlamıştı. Bu takımın dörte birde fast break yerine üçlük atma gibi bir hastalığı var. Ortaç'la bakıştık, bu şutlar girmemeye başladığında ne olacak gibilerinden. Malum maçı bizim gibi izleyen hiçbir önlem almayan çok tecrübeli (!) bir koçumuz var. Kaya'nın pota altındaki gelecek vaad eden gençlerimizi denize dökmesini Tanjeviç şaşkınlıkla izlerken biz çileden çıktık. Yine lanet on sayılık fark oluşmuştu; yine yakalayabilmek için tüm efor sarfedilecek ve yorulan takımımız son anlarda hata yapacaktı. Dördüncü maçta şahit olduğumuz senaryo aynen altıncı maçta da gerçekleşti. Kötü oynadığımız maçı kaybederek Efes'e şampiyonluğu hediye ettik. Maç sonundaki olaylara girmeyeceğim. Konu Fenerbahçe olunca ne kariyer ne eğitim ne de başka bir şey söz konusu oluyor, doğrudan Rambo Okan olabiliyoruz. O yüzden bu konuyu sabaha kadar tartışsak yazsak kifayetsizlik karşımıza çıkar. Sami Yen'de alkış yerine tribün betonları hariç herşeyin atıldığı, Trabzon'da İnönü'de sahaya taraftarın girdiği, Başkan'ların hakeme pet şişe fırlattığı bir ülkede Aris sendromu yaşamak çok ilginç gelmiş ülkemizin güzel insanlarına. Kimse yavuz hırsızı ve hırsızlığın nasıl yapıldığını irdelemiyor yine.
* Basketbolda konuyu kapatmadan Tanyeviç hakkına birkaç şey yazmak istiyorum. Seni seven yok koç bu camiada. Sevdiğini söyleyen varsa riyakardır. Kariyerine saygı duyuyorduk ama artık o da son buldu. E.Ataman seni mat etti, sen de bizim gibi izledin. Biz tribünde çırpındık bağırdık yırtındık (millet bunlar Bakırköy'lük olmuş diye baktı bize) şunu dene bunu yap koç diye, ama sen oturup izledin. Bir kere farklı bir savunma denemezsin (E.Ataman denediği tüm farklı savunmaların faydasını görmüştür-ya tempomuz düşmüştür yada aşırı top kaybına zorlamıştır), mola alınmalı almazsın, zırt pırt oyuncu değiştirip oyuncuların havasını kaçırırsın, hücum seti hazırlamazsın, kenara aldığım kırk yaşındaki Damir'e bile azar çekmeye çalışırsın, molada set çizeceğine terör estirirsin, vs vs. Sık sık benche bakıp diyaloglara dikkat ettim. Ömer, Mirsad, Damir gibi Fenerbahçeli sporcuların yüzündeki hal ve koça karşı soğuk davranışları hiç hoşuma gitmedi. Bence Tanjeviç Fenerbahçe ilişkisi bitmeli ve seneye yeni bir kanla devam edilmeli. Oktay Mahmudi ismi geçiyor. Onu en son Altar Tunçkol'dan yumruk yerken hafızama almışım, bir türlü o sahne aklımdan çıkmıyor. Olmasını istemem açıkcası.
* Voleybol bayanlarda süper kadro yaptık, bu kadro süper işler yapacak. Peki erkekler. Unutuldu.. Bir önceki sene çift kupayla şampiyon olmuş, bu sene Arslan'ın sakatlığı nedeniyle şampiyonluğu kaçırmış olan takımımıza yönetim küsmüş gibi. Ses seda yok. Sembol isimlerden Ali Peçen'in GS ile anlaştığı yazılıyor. Yorumsuz.
* Aykut Kocaman'ın sportif direktör olması güzel bir gelişme. Fakat başkanın olduğu yerde bu pozisyon tuhaf olmuş. Bakalım kaç ay dayanabilecek A.Kocaman. Herkes A.Kocaman'ı Trabzon'daki golü ve söyledikleriyle hatırlar. Ben iki başka retro ile hatırlamak istiyorum. Asker olduğu için sene başı kampına katılamayan Aykut 1988 yılında transfer olduğu Fenerbahçe ile ilk resmi maçına Rize'de çıkmıştı. Ligin ilk maçı, kadro yeni, ilk yarı rezil oynamışız, Schumacher karşı karşıya kurtarmış. İkinci devre Aykut girer oyuna ve dört gol atar (diğeri Şeytan Rıdvan'dan). 5-0 kazanırız ilk maçı ve bizler Aykut'la o gün tanışırız. Yine aynı sene attığı bir penaltıyı doksana göndermişti ve maç sonunda spikere artık penaltılar da haftanın golü seçilecek demişti. Güzel insan geri döndü camiamıza. Uzun görev süresi diliyorum.
* Yeğenler geçen hafta karne almıştı, bugün karne hediyesi almakla geçti. Yeni nesil uyanık, istemesini biliyor. Biz birşey isterken utanır sıkılırdık. Çatır çatır istediklerini aldırıyorlar. Bir de ne istediklerini çok iyi biliyorlar, bu huylarını seviyorum.
* Dünyadaki en büyük mafya kim? Bence Microsoft denen müessese. Yeni laptop almak istiyorum ama XP desteği olan yeni laptop bulmak imkansız. Kimin kardeşim bu XP? Sizin değil mi? Hep bir zorunluluk politikası. Ben sizin eski versiyonunuzla yeni bir cihaz almak istiyorum ama olanak yok. Bu arada Turkcell connect kartı kullanalı iki hafta oluyor. Biraz yavaş ama mobil olması süper bir avantaj.
* Eskiden çok yorulurdum ve erken yatardım. Erken dediysem 11-12 değil, tam 10. Son bir yıldır bende değişen birşeyler var. Yatma saatim 12 oldu. Bol bol su içiyorum ve biri sabah biri öğleden sonra olmak üzere şekersiz iki kahve içiyorum. Sanırım sporun da faydasını görüyorum. Spor ve sağlıklı beslenme demişken (diyet değil), sabah tartıldım 65 kiloya düşmüşüm. İdeal kiloma ulaştım, toplamda 9 kilo verdim bir senede, mutluyum. Sporium'a gitmek hoşuma gidiyor. Özellikle basket oynayabilmek güzel.
* Placebo konseri öncesinde son albümleri 'Battle for the Sun'ı dinledim. Biraz sertleşmişler ama hoşuma gitti. Seviyorum yaptıkları müziği.
* Nato ile ilgili bir kitap okuyorum. Bu ABD'den korkulur vallahi, aman dikkat :)
* Ofisi taşıyalı iki hafta oldu, dertler hala bitmedi. Sanırım bir hafta daha sürecek. Ev taşımakla ofis taşımak farklı şeylermiş. İki haftadır çektiğimizi biz biliriz.
* 6-10 Temmuz arasında İngiltere'ye seyahat ediyorum. İstikamet kuzey, Newcastle. Dönüş Londra'dan. Daha önce beş kere gittiğim Newcastle çok ilgimi çekmiyor ama Londra'da bir gece bile olsa kalabilmek güzel. Ayrıca Alper'le gidiyoruz, tek olmamak da güzel. Fotoğraf Newcastle'daki Millenium Bridge. Sahi aklıma geldi, yıllar önce milenyum muhabbeti çok olurdu. Bozcaada'daki şekerci bile milenyum macunu yapıyordu...

* Bu yazın kalan spor olayları atletizmde Golden League ve teniste Wimbledon. Golden League demişken aklıma geldi. Eylül'de Berlin maratonuna gideceğiz ama hazırlık sıfır. Sporium'da yaptığım kırk dakikalık kardiyoyla nal toplarım. Erman devamlı koşuyormuş, hırs yapmış. Yarışa iki ay kala yani 15 Temmuz'dan sonra kampa giriyorum, kork benden Erman Akgün. Kızlar haklılar sanırım, konu ne olursa olsun bir şekilde dönüp dolaşıp spora geliyor...
16 Haziran 2009 Salı
Tatil ve Dönüş
Demirel ailesinin davetlisi olarak Uludağ'da dört günlük kısa bir tatil yaptım. Eren'le ilk defa uzun süre vakit geçirdik (fotoğrafta Eren ve kirvesi bendeniz görülmektedir). Böyle yakışıklı bir yeğene kirvelik yapmak gurur verici...15 Haziran 2009 Pazartesi
Niyet
-Bu sene de Fenerbahçe'ye kaybetmeyi kabul edemeyecek olan Efes Pilsen, Türk basketbolundan çekildiğini açıklayacaktı (onun gibi neleri gitti ya!)
-GS'lisinden BJK'lisine hatta Trabzonspor'lusuna kadar tüm dostlarımız hem bloglarında, hem msn'de hem de sohbetlerimizde emek hırsızlarının Efes'in hakkını yediklerinden bahsedip, şeytanın avukatlığını yapacaklardı. Fenerbahçe'nin iki maç kaybettikten sonra hakemleri satın aldığını söyleyeceklerdi.
-Federasyon ve Fenerbahçe ilişkisi tekrar vurgulanıp Türk basketbolunun katledildiği yazılıp söylenecekti.
-E.Ataman ise avazı çıktığı kadar bağırıp çağıracaktı.
Allah aşkına kimse bu senaryoya itiraz etmesin. Aynen bunlar olurdu.
Hakemin sportmenlik dışı faul çaldığı pozisyonun aynısından maç içinde ve seri boyunca en az yirmi kere gerçekleşmiştir. Ayrıca Euroleague'deki maçlarda da benzer sert savunmalar olmuştur. Pozisyon fauldür. Ömer rakibine sarılır ama ardından bırakır, hakem maç içinde aşağıda bahsedilecek birçok pozisyonda Efes'li sporculara gösterdiği insiyatifi kullanabilirdi. Ama başlıktaki 'niyet' devreye girer. Önce faulü verir (refleksle), sonra düşünür ve sportmenlik dışına çevirir. Sportmenlik dışı verecekse neden ilk anda vermemiştir. Neden Ömer ilk sarıldığında değil de iki saniye geçtikten sonra Ömer yere düşünce çalmıştır. İşte cevabı 'niyet'te yatıyor? Eğer hakem normal faul çalsa Efes'ten bir kişi itiraz eder miydi?
Herşeyi bir pozisyona sığdırmak yanlıştır elbette. Aynı hakem üçlüsünün gözleri önünde Kaya'nın yaptığı rezilliklere göz yumarak eyvallah çekmeleri nasıl açıklanır? Kaya, Ömer Aşık'a hakemin hemen yanında dirseği atarken Ömer'in görmüyormusun sorusuna evet görüyorum diyen ama sportmenlik dışı faulü çalmayan hakemden kim iyi niyet bekleyebilir? Aynı hakem üçlüsünün centilmenlikten yoksun Kaya'nın faul yaptığı pardon baltaladığı Solomon'un üzerine yürüyüşünü, Semih'i dirsekleyerek topu içeri tiplemesini görmemesinin açıklaması ne olabilir? Kendisine itiraz eden Ömer Onan'ı (son pozisyonda değil maç içinde başka bir pozisyonda) itecek kadar Fenerbahçe düşmanlığı yapan, C.Smith'in üç kere Mrsiç'in itmesini (hücum faul) göremeyecek kadar miyop olan trio için ne demek lazım? Başlıkta yazdığım 'niyet'.
Örnekleri önceki maçlara uzanıp çoğaltabiliriz. A.İpekçideki iki maçı ön sıralarda izlerken şahit olduğumuz birçok yanlış kararlardan bahsedilebilir. Kerem Gönlüm'ün ayağı kayıp düşerken çalınan faul, Sinan'ın Solomon'a baltaları, Kaya'nın her yeri oynayarak yaptığı perdelemeleri, Vidmar'a çalınan ama Tunçeri'ye çalınmayan yüzde yüz aynı hücum faul, yaz yaz bitmez...
Sağlık olsun diyelim, sineye çekelim, bizler spor kulübüyüz, onlar müessese kulübü. Aman kaçıp gitmesinler, Türk basketbolu biter, nasıl olsa bizler hep buradayız.
Gelelim bizim cepheye. Bir önceki maçın tekrarı. Yine yanlış beş ve ilk çeyrek sonunda oluşan fark. O farkı eritmek için yırtınan takım, üç sayı öne geçiş ama yorulma belirtileri ve son topları yanlış oynama. Vidmar denen basketbol özürlüsünün neden ilk beş başladığını biri ne olur bana anlatsın, inanın çok rica ediyorum. Benim basketbol bilgimle çözemiyorum. Preldzic'in gelişim kaydettiğinden bahseden dostlar bu seriden sonra hala aynı gelişmeden bahsedebilirler mi? Fenerbahçe Sloven oyuncuları geliştirme merkezi midir Allah aşkına? Fenerbahçe iyi antreman yapıyor olabilir, hatta savunmasını ilerletmiş olabilir ama basketbol çift taraflı oynanıyorsa hücum seti yaratmak ve değişik hücum setleri organize etmesi gerekir. Malesef hücum setimiz yok. Üç çeyrek de biterken top alakasız adamların elinde kaldı ve onlar da saçma sapan şutlar gönderdiler. Solomon'un penetreleri hariç bir varyasyon yok. Bir iki pivot besleme hücumu ki onları da E.Ataman çözdü artık. Senin elinde Mrsiç gibi bir şütör varsa ona perdeyle set yapacaksın, köşeden gönderecek üçlüğü. Gelişi güzel hücum ediyoruz, Tanjeviç şaşkın şaşkın izliyor maçları. Çeyrek biterken mola alıyor, çalışılmış set bekliyoruz. Ama biz topu çıkaramıyoruz.
Maç sonunda yine bir E.Ataman klasiği izledik. Neymiş o pozisyonu görememiş, hakemlerin gördüklerini çaldıklarına inanıyormuş. Peki Keseratar çalarken görmediklerine mi çalıyordu? Onun çaldıklarına neden inanmıyordun? Ayrıca o pozisyonu göremiyorsan maç içinde her itiraz ettiğini de göremiyorsun demektir. İlk iki maçın sonunda yaptığınız ağlamaların ve demogojilerin meyvesini çok iyi alıyorsunuz, şimdi kazandınız centilmenlik dekoru yapmayın lütfen, şık durmuyor.
14 Haziran 2009 Pazar
Güç
11 Haziran 2009 Perşembe
Aşkın bize yeter
Lakers ise ilk maçlarda pek katkı veremeyen Ariza ve Fisher'in katkılarıyla kazanacak.

Dudaklarımızdan yılın bestesi dökülerek akşam rotamız yine Abdi İpekçi...
Bir tek sana tutuldu bu kalpler,
Sevdanın uğruna tanımaz hiç engel,
Bizim için heves değilsin sen FENER
Aşkın bize yeter....
10 Haziran 2009 Çarşamba
Anketler Kapandı, Finallerde skor 2-1
Dün A.İpekçi'nin kapısından içeri girerken içime doğan ve arkadaşlara söylediğim 'uzatmada kaybederiz' hissini fark onbeşe çıkmışken atmıştım. Sağolsun Solomon ve Tanjeviç bu kötü hissimi gerçekleştirebilmek için ellerinden geleni yaptılar. Bir de benim taktığım adam Green'in son dakikalardaki iki basket faulü var ki onu da affetmek mümkün değil. İyi savunma yapıyoruz (üçüncü maçın sonları ve uzatmalar hariç) ama hücum setimiz yok.
Efesli basketçileri son saniyelerde öne geçtiklerinde yerlerde görünce şaşırdım. Son yıllarda güzel ezmişiz anlaşılan. Ayrıca E.Ataman kazandığı zaman nasıl centilmen olabiliyorsa kaybederken de aynı centilmenliği göstermeli, değil mi? Bizim galibiyetimizi şansa bağlayan E.Ataman kendi galibiyetlerini neye bağlıyor çok merak ediyorum.

Yarınki maç dönüm maçı. Kazanırsak şampiyonluğa bir adım kalır ama kaybedersek işte o zaman rüzgar terse dönebilir. Son söz taraftara.. Alakasız bir şekilde Demirören aleyhine tezahürat yapıp, rakip hücum ederken evde maç izler gibi maç izleyen seyirci profilini nasıl değiştireceğiz inanın bilemiyorum. Yarın ola hayrola...
09 Haziran 2009 Salı
Sivas Seyahat Notlarım

* Sivas kebapı meşhur ama her gittiğim yerde kebap yiye yiye son üç senede on kilo almıştım, vermesi bir yıl sürdü, o nedenle bu sefer pas geçtim.06 Haziran 2009 Cumartesi
Kapak olsun!

Efes'in iç saha maçlarını haftasonuna denk getirip, Fenerbahçemizinkini hafta içine denk getiren Turgay Demirel federasyonuna, ilk maçta hakemler hakemler diye ziv ziv öten kendini bilmezlere, F.bahçe taraftarına bilet fiyatını basketbol kriterleri çerçevesinde fahiş bir tutar olan 40 TL.den satan sözde türk basketbolunun destekçisi (bence yüz karası) Efes Pilsen'in yönetimine ve çamur hocası Ergin Ataman'a ve kendi takımları ortada gözükmediği için önce Telekom'un şimdi de Efes'in etrafında birleşmeye çalışan zavallı Fenerbahçe düşmanlarına bu galibiyet öyle bir kapak olsun ki, bir daha asla unutamasınlar! Play-off'larda 8'de 8'le ilerleyen ve üstüste 3. şampiyonluğa koşan şanlı takımımızı can-ı gönülden tebrik ederim. Salı günü Abdi İpekçi'de görüşmek üzere...
05 Haziran 2009 Cuma
Duble

04 Haziran 2009 Perşembe
Hedef Avrupa Şampiyonluğu

Basketbolda finaller

03 Haziran 2009 Çarşamba
Naz'lı kızımız
Uzun süredir konuşulan transfer nihayet gerçekleşti: Eczacıbaşı'nın genç pasörü Naz Fenerbahçeli oldu. Çubuklu ne çok yakışmış.... Ooooooooo Christoph Daum!

Klüpten resmi açıklama gelmemesine rağmen Daum'un takımın başına getirildiği haberleri her yanda yankılanmaya başladı. Her iki taraftanda bir yalanlama gelmemesi bu işin bittiğini gösteriyor. Yaptığı her icraat, bitirdiği her transfer, gelen, kovulan hocalar, iç çekişmeler, kısacası attığı her adım, aldığı her nefes bir olay olan klübümüz şu aralar çok hareketli günler geçiriyor. Aslında hiç şaşırmadım bu duruma, Aziz Yıldırım'ın ve Fenerbahçe'nin kemikleşmiş bir öyküsüdür bu. Dibe vurulan, berbat geçen sezonların sonrasında bu klüp yeniden yapılanır, cesur kararlar alır, yapılması sürekli ertelenen reformları gerçekleştirir ve kendi küllerinden yeniden doğarak ertesi yıl gene güçlü bir takım olmayı başarır. Aziz Yıldırım Daum'la geçen 3 başarılı sezondan sonra, Denizli sendromunun yarattığı tahribat ve moral bozukluğu içinde ve lokal birçok başarıya imza atmasına rağmen uluslararası arenada sürekli yaşanan başarısızlıklardan sonra camia içinde Daum alehine çatlak seslerin çok fazla artmasından dolayı işine son vermişti Daum hocanın. Bu o gün için en doğru karardı bence. Fazlasıyla yıpranmış ve Denizli travmasını yaşamış bir hocayla 100. yıla girmek pek doğru olmazdı. Bu karar doğruydu ama ya sonrakiler? İşte F.bahçe'yi bu sezon yaşadığı duruma sürükleyen olaylar sinsilesi o günlerde başladı. Sözde takımın uluslararası arena da ve yurt içinde daha başarılı olması için önemli adımlar atılacaktı. Daum gibi bir hoca gönderilmişti ve yerine ondan daha bilgili, daha kariyerli, daha ileri görüşlü bir hocanın gelmesi gerekiyordu ama bugün bile hala çok tartışılan 'stajer' hoca Zico'da karar kılındı. Bana göre tek özelliği takımda ki Brezilya'lı futbolcular tarafından çok sevilmesi ve saygı duyulması dışında hiç bir özelliği yoktu Zico'nun. Sanırım görüşülen bütün hocalar takımda Alex'i istemeyince henüz radikal çözümler alma fikrinin yakınından bile geçmeyi düşünmeyen başkan, Zico ile anlaştı. Ya sonra ki değişimler ne kadar faydalı olmuş, gelin inceleyelim;
-Yetersiz olduğu düşünülen Nobre takımdan gönderilip yerine Kezman getirildi. Kağıt üzerinde çok doğru bir hamle gibi gözüksede bu sahaya ne kadar yansıdı, takdir sizin.
-Hücuma katkısı çok olsa da defansta yaptığı kademe hataları ve yaşadığı sakatlık sebebiyle Luciano gönderildi, yerine Edu getirildi, takdir gene sizin...
-Anelka iyi bir paraya (en azından zarar etmeyerek) satıldı, yerine Deivid santrfor diye getirildi. Berbat bir sezon geçirdi, ancak bir sezon sonra kendisinin aslında bir santrfor değil, orta saha oyuncusu olduğu anlaşılınca ve o mevkiide oynatılınca faydalı olmaya başladı ama bir sezon boyunca sadece ismi yaşayan ama cismen sahada olmayan Kezman'la tek forvet oynamaya mahkum olduk.
-2 sezon önce yaş haddinden emekliye ayrılan Van Hooijdonk ayarında bir futbolcunun boşluğu ne o gün ne da bugün hala doldurulamadı.
Bu görüntü içersinde başlayan 100. yılımıza berbat bir başlangıç yaptık. Zico'nun realiteden uzak, Kerim'i sağbek, Ümit Özat'ı kesip yerine Uğur Boral'ı solbek yapıp, koşmayan Alex'in yanına bir de koşmayan Tümer'i koyup, bir de onun üstüne rezilleri oynayan Kezman'ın yanında ultra rezilleri oynayan Deivid'i koyup yarattığı 11, az kalsın 100. yılında en çok madara olan klüp olarak tarihe geçmemizi sağlayacaktı. Bu rezil tabloya ve üstüste alınan başarısız sonuçlara başkan ancak 9 hafta dayanabildi ve o meşhur Azizsilin fenomenini hayata geçirdi. Takımın oynaması gereken sistemi ve 11'i Zico'ya dikte ettirdi ve bu uygulanınca takım kendine geldi, başarılı sonuçlar alınmaya başlandı. Peki neydi başkanın Zico'dan oynatmasını istediği sistem? Tabi ki Daum sistemi :) Kerim'in yerine sağbeke Önder'in, sol beke Ümit'in monte edilmesi, Deivid'in yedeğe çekilmesi, Alex Tümer ikilisinin genelde aynı anda sahada olmaması, Tuncay'ın Daum sistemindeki tarzına dönmesi, Aurelio ve Appiah'ın yanına Selçuk ya da Deniz'in ilave edilmesi durumu kurtardı.
Rakiplerin o sene çok formsuz olup hiçbirinin 70 puan barajını aşamaması yani bugün Beşiktaş'ı şampiyon yapan şartların o gün bizim lehimize gelişmesi, biraz şans, Zico'yu çok seven Brezilya çetesinin biraz kıpırdanışı ve ölüsü bile takıma yeten yerleşik Daum sistemi o sezon F.bahçe'yi şampiyon yatmaya yetti. 100. yılda gelen bu şampiyonluk bir çok yanlışı ve hatayı örtbas etmeye yetti. Sözde Daum'dan sonra takımda daha büyük atılımlar yapılması gerekirken günden güne kan kaybetmeye başladık. Bu şampiyonluk başkanda 'bu takım her sene her hocayla yürüye yürüye ölüsü bile Türkiye'de şampiyon olur' saplantısına yol açtı. Kendisini herkesin ve herşeyin üstünde görmeye başladı. Rüştü ve Ümit Özat'la başlayan yaprak dökümü Tuncay ve bir sezon sonra'da Aurelio ile devam etti. Klübün çıkarını düşünmeden futbolcuların menejerleri ya da futbolcuların kendisiyle yaşadığı kişisel çekişmeler ve inatlaşmalar, hiç araştırılmadan yapılmış transferler, tribünleri ikiye bölmesi vs. bir sürü icraatı F.bahçe'yi belkide 5-6 sene geri götürdü. Bunun üstüne bir de geçen sezon avrupa'da yaşanan başarıya rağmen ligte Zico'nun ipe sapa gelmez saçma sapan ve dünyada eşi benzeri görülmemiş rotasyon uygulamaları yüzünden şampiyonlukta kaçtı ve bu olay bugünkü çöküşe doğru büyük bir ivme kazandırdı. Kaçan şampiyonluğun faturası stajer Zico'ya çıkarıldı ve başkan takımı 'yürüye yürüye bile' şampiyon yapamayan hocayı kovdu. Daum'un bıraktığı noktayı beğenmeyip takımı daha yukarılara taşımaya söz veren başkan takımı 'Aragones, Guzia, Josico, Maldonado' tercihleriyle nasıl bir uçuruma sürüklediğini acaba o gün farkındamıydı, derin bir merak içersindeyim.
Son yaşadığımız sezonu zaten yeteri kadar irdeleyip tartışmıştık önceden. Bugünde 2005-2006 sezonu sonu ile 2008-2009 sezonu arasında klübün ne noktadan ne noktaya geldiğine bakalım dedik. Sanırım başkanda artık yaptıklarından bir ders aldı ve yarı tanrılaşma havasından kurtulup ayakları tekrar yere basmaya başladı. Kongrede verdiği üstüste 3 sene şampiyonluk sözünü bence boşuna vermedi. 2009 mayısında bu sözü verirken takımı 2003 mayısına geri götürdüğünü, nasıl büyük zararlar verdiğininin bilincinde bu sözü verdi bence. 2003 mayısının o derbeder, toz bulut günleri içersinde verilen Daum kararı bugün aynı toz duman bulutunun içinde gene verildi. O günde çok tartışılmıştı bu karar, bugünde çok tartışılıyor gördüğüm kadarıyla ama bence de en doğru karar bu oldu. Disiplini, sistemi, Türkiye ve türk futbolunu çok yakından tanıması bence onu tercihler listesinde 1 numaraya yükseltti. 3 sene üstüste şampiyonluk sözü veren başkan için en kestirme, en doğru ve en risksiz seçim buydu bence. Eğer Alex'i istemediği haberide doğruysa Daum'un, bu sevincim daha da artacak. Gene bize üstüste şampiyonluklar yaşatsın, küçük maçlarda gene rakipleri ezip geçelim ama varsın deplasman derbilerinde ve avrupa'da gene yetersiz kalsın razıyım şu an. 3 sene sonra oturulur gene düşünülür hesaplanır bunlar. Ama bu sefer Daum yerine Zico, Nobre yerine Kezman tercihleriyle değil, daha yapıcı ve akılcı adımlarla... ve umarım :)
01 Haziran 2009 Pazartesi
Sezonun Değerlendirmesi
Öncelikle şampiyon BJK’yi kutlayarak söze başlamak istiyorum. Fenerbahçe ve GS’nin çeşitli problemlerle ligden kopmasını iyi değerlendirerek şampiyonluğa ulaştılar. İlk değerlendirme onlara ait.BJK: BJK’yi şampiyonluğa götüren etkenleri şu şekilde sıralamak istiyorum:
*Mustafa Denizli: Sene ortasında takımın başına M.Denizli’yi getiren BJK bu riskli kararın faydasını M.Denizli’nin özellikle Anadolu takımlarına karşı aldığı galibiyetlerle gördü. Blogda M.Denizli göreve geldiğinde kısa da olsa bir analiz yapmıştım. Tüm bu analizlerimin gerçekleştiğini görüyorum. M.Denizli derbi maçlarında iyi performans göstermese de (sadece son GS derbisini ıkına ıkına kazandı) diğer maçları nasıl kazanması gerektiğini bilen bir teknik direktör. Takımının artılarını ve eksilerini iyi analiz edip maça göre taktik ve kadro sürmesi benim beğendiğim bir bakış açısıdır (Kupadaki Fenerbahçe ve ligdeki GS maçlarındaki defansif ve kontra oyun anlayışı bence başarılı birer taktikti). Birçok maçı BJK’nin ikinci yarıda koparması fizik kondisyonlarının seviyesini gösterdi. Ayrıca o kabul etmese de şans faktörü ve dış etkenler hep onun lehine oldu (Bknz. Kocaeli, Eskişehir, Ankaragücü ve GS maçlsrı).
M.Denizli bu şampiyonlukla düşüşte olan kariyerine yeni bir ivme kazandırdı. Bakalım seneye özellikle Şampiyonlar Liginde nasıl bir performans sergileyecek. Fenerbahçe’deki ikinci yılının hem lig hem de Avrupa açısından fiyasko olduğunu unutmamak lazım.
Fenerbahçe: Üstte yazdım, bu sene başında yaptığımız kadro ve teknik direktör tercihleriyle sene başlamadan bir şey yapamayacağımızı seziyordum. Bazı arkadaşlar beni Kemal Belgin olmakla suçlasalar da hislerime göre değil futbol bilgime göre yorum yapmıştım.
Fenerbahçe’nin bu sene de derbilerin kralı olması ilginçtir. Altı derbide dört galibiyet, iki beraberlik ve sıfır mağlubiyet. Tüm Anadolu deplasmanlarında oynanan vasat ve sıkıcı futbol. Bunlar tamamen kadrodaki oyuncuların maç seçmesiyle ilgili. Burada bence Brezilyalı ağırlıklı kadro yapımızın dezavantajını görüyoruz. Ben Latin futbolcuları severim ama bir takımda iki belki üçten fazla Latin futbolcu barındırmam. Bir iki Alman takviyesiyle takımı sertleştiririm. Eğer Fenerbahçe bu iskelet üzerinde ısrar edecekse seneye de işimiz zor. Fenerbahçe’nin bu sene kaybettiği en önemli şey ruhtu. Vasat bir futbolcu olduğuna inandığım Tuncay’ın isyankar ruhunu bir çok maçta aradık. Ayrıca Deniz, Emre, Selçuk, Maldonado ve Josico beşlisinin toplamından bile bir Aurelio çıkmaması Fenerbahçe’nin sıkıntılarından biri oldu. Bu faktörlere Alex ve Deivid’in vasat altı performansları eklenince Fenerbahçe lige erken havlu attı, kupayı da İzmir’de bıraktı. Daha sonra yazacağım ama Fenerbahçe’nin Alex ile artık başarılı olamayacağına inanıyorum. Kronik Oğuz Çetin problemine doğru gidiyor. BJK ile oynanan lig maçı ve son Trabzon maçının son yirmi dakikasına bakarsak Semih-Guiza forveti ve onları besleyen iki kanat ve iki sert orta saha ile Fenerbahçe’nin daha modern ve mücadeleci bir oyun oynadığını görüyoruz.
Fenerbahçe ile ilgili ilginç bir tespitim var: Ligin kaderini Fenerbahçe çizmiştir. Nasıl mı?
Önce Sivas’ı yenerek onların özgüvenini zayıflatmış ve diğer takımların Sivas’ı yakalamasını sağlamıştır. Sonra GS ile berabere kalarak GS’yi yarış dışı bırakmıştır. BJK’yi İnönü’de yenerek Sivas’ın kaybettiği avantajı Sivas’a geri vermiştir. Konya’yı yenerek Denizli’yi ligde bırakmıştır ve dolayısıyla BJK’nin son maçı rahat oynamasını sağlamıştır. Son maçta Trabzon’u yenerek Trabzon’u Şampiyonlar Ligi dışında bırakmıştır.
Galatasaray: Ligin başında kadrolara baktığımızda en iyi ve en alternatifli kadronun GS’de olduğunu görüyorduk. Skibbe kötü tercih değildi ama baştakilerle bir araya gelince kötü bir tercih oldu. Eğer Ö.Canaydın veya F.Süren başta olsaydı Skibbe bu takımı şampiyon yapabilirdi. B.Korkmaz terchleri çok yanlıştı, özellikle Lincoln’ün B.Korkmaz’a takındığı tavır her şeyi ortay koyuyordu. Ayrıca Kadıköy’de final muhabbetleri GS’yi epey gerdi. Kadıköy’de final hayallerini Guerrero sona erdirince ciddi bir bozulma gözlendi. Servet sakatken Meira’nın satılması affedilmeyecek bir yönetim hatası olarak gözlemlendi. Ayrıca bir gelenek haline gelen devre arası transferlerde bu sene takviye yapılmaması eksilerden bir başkasıydı. A.Polat ipleri yine eline alırsa GS hemen toparlanır.
Trabzon: Tam beklediğim yerde ve performansla bitirdiler sezonu. Yeni bir yapılanmadan hemen şampiyonluk beklemek hayaldi. Santrafor sıkıntısı çok barizken neden santrafor alınmadığını anlayamadım. E.Yanal’ın gönderilmesi yanlışı hakkında uzun uzun yazıldı. En azından sene sonuna kadar beklenmesi gerekiyordu. Bence Trabzon bu sene başarılı olmuştur, seneye şampiyonluğa ulaşmak için birkaç takviyeye ihtiyaçları vardır. Orta sahada oyunu çözen bir isim ve skorer bir santrafor en bariz ihtiyaçları (aslında ben bu iki ismi de bir yerlerden hatırlıyorum, bknz G.Karadeniz ve F.Tekke). Egemen ve Cale senenin en iyileri olarak gözüme çarptı.
Sivas: Geçen sene yaptıklarının üzerine koydular. Her ne kadar oynadıkları taktik çok basit gibi görünse de (topu M.Yıldız’a şişirip onun gücünü kullanarak bir şeyler yapmasını beklemek yada ondan seken toplarla diğer arkadaşlarının gol araması) futbol kalitesi düşük ligimizde iş gördü. Son birkaç maç hariç geçen seneye oranla defanslarını düzelttiler (Petroviç ve Bilica’nın mükemmel performanslarını görmek lazım). Orta sahada her maç farklı birinin sorumluluk aldı (Mohammed Ali, Sezer, Musa, M.Erdoğan ve İ.Dağaşan’ın her maç farklı oyunları). Devre arası Kamanan takviyesi onların sene sonuna kadar zirve yarışı yapmalarını sağladı. Antipatik teknik direktörlerine rağmen herkese sempatik bir takım göründüler (ben hariç) ama sonunu getiremediler.
29 Mayıs 2009 Cuma
Telekom'un Hatları Kesik
Geçen ay evde sadece toplam birkaç dakika kullandığım 'sabit hattımıza' 21 TL fatura gelince nevrim döndü. Zaten uzun süredir sabit Telekom hattına internet hariç ihtiyaç duymuyordum. Şirket bana geçen hafta Turkcell Connect Card alınca fırsat bu fırsat deyip büyük bir keyifle Telekom hattımızı kapattırdım. Artık Telekom'dan ev telefonu ve ADSL kullanmıyorum. Sefam olsun.
28 Mayıs 2009 Perşembe
Adana Seyahat Notlarım
Pazartesi ve Salı gününü kapsayan kısa bir seyahat yaptım. Öncelikle Adana'ya uçtuk ve oradan kiraladığımız araçla Çukurova'dan geçerek Gaziantep'e geçtik. Gaziantep'te tanıtımımızı yapıp meşhur Antep baklavasından tadalım istedik. Bize eşlik eden firma yetkilisi Antep'in en kötü baklavasını yedirtti bize. Alacağı olsun. Kötü baklavanın etkisiyle hemen Adana'ya döndük. Dolayısıyla Antep'te toplam beş altı saat kaldığımızdan bir başka seyahat notlarında Antep'ten bahsederim. 
Barsa, Barsa, Barsa
24 Mayıs 2009 Pazar
Hido
NBA Konferans finallerini yakından takip etmeye çalışıyorum. Maçları canlı izleyemesem de ertesi gün tekrarlarını izliyorum. Nefis maçlar oynanıyor. Bu nefis maçlarda dikkati çeken bir oyuncu da Hidayet Türkoğlu. El yakan topları kullanmaktan kaçmayan Hido, Orlando'nun saha içindeki lideri konumunda. Playoff istatistikleri 14,7 sayı , 3,7 ribaunt, 5,0 asist ortalamaları şeklinde. Bir Türk basketbolcusunu NBA finalinde izlemek istediğimden Orlando'nun Clevaland'ı elemesini arzuluyorum. Haydi Hido...
18 Mayıs 2009 Pazartesi
Hoşgeldin Paşam
Medyanın tüm gazına ve desteğine rağmen Kasımpaşa, dünkü finalde Karşıyaka'yı 2-1 yenerek yeniden 1. Lige döndü. Kasımpaşa benim doğduğum ve çocukluğum geçtiği semttir. Ayrıca minik ve yıldız takımında birkaç yıl top oynamışlığım vardır. Sonra koptum Paşa'dan, tüm arkadaşların izini kaybettim. Hala birkaç akrabamız bu semtte oturduğu için ara sıra giderim, hoş nostalji yaşarım. Söz eğer maçlarını Kasımpaşa'da oynarsa seneye birkaç maçına gitmeye çalışacağım.
Kardeş kulüp, eski semtimin takımı Kasımpaşa'ya yeniden hoşgeldin diyorum. Umarım kalıcı oluruz bu sefer.16 Mayıs 2009 Cumartesi
Yine olmadı !
Sağolsun H.İbrahim Maraton biletlerini ayarlamıştı. Stada geldik. Maraton için üç sıra vardı. İki tanesinde elli metrelik bir kuyruk, üçüncüsü de on metrelik. Tüm biletlerin her kapıdan girdiğini öğrenip on dakikada içeri girdik, diğerlerinin neden ısrarla uzun kuyrukta beklediğine anlam veremeden. Stat tam bir hayal kırıklığı. Hayatımda böyle kötü bir stat inanın görmedim. Bizim maraton tribünün önünde korneri oyuncuyu bile seçmek imkansızken karşı tarafı görmek hayal ötesiydi. Stadın sadece kapalı tribünü yalandan kapatıldığından akustik diye bir şey yok. Taraftarların yaptığı boşu boşuna bağırmaktı. Grup İzmir ve Unifb kale arkasında, KFY ise kapalıda ellerinden geldiğince tezahürat yapmaya çalıştılar ama seslerini ne kadar duyurabildiler onu anlayamadık. Gerçi seslerini duyursalar bile onları sahada anlayan ve hisseden futbolcumuz var mıydı? BJK'liler 2-1 öne geçene kadar sadece üçlü çektiler. 2-1'den sonra coştular normal olarak. Bizim tribünlerde yıllardır devam eden düşüşü bir kez daha gördük. Tribünde organizasyon her geçen gün bitiyor. Nedenlerini herkes biliyor, bunlara burada değinmek anlamsız ama Adnan abileri Kemik abileri özlememek (ve anmamak) elde değil.
Maçla ilgili detaylı birşeyler yazmak istemiyorum, bayatladı. Alex'e çok kızgınım. 3 milyon Avro parayı cebe indirip bütün sene yatan kaptanımız (!) bu maçta bile 'düz koşu' yapıyorsa bunun adı ayıptır. Bu sene oynadığı her maçta taraftarın yüreğini ağzına getiren V.Babacan böyle önemli (!)bir finalde kaleye geçiyorsa, kanatlara inemeyen takımda berbat oynayan Uğur'un yerine Gökçek Vederson yerine Semih sola geçiyorsa, sağ kanatta rakiplerin çekindiği Gökhan stoperde devam ediyorsa, yürüyen Alex maçı tamamlıyorsa, en iyi olduğu günlerde oynatılmayan Deniz kurtarıcı olarak oyuna giriyorsa Aragones'e söylenmesi gereken 'Are you trainer' değil midir? Teknik işlerle ilgili hem basın hem de bloglarda bol bol hem fikir şeyler yazılmış, kısa bir tekrar yaptım sadece. Biraz da deşarj işte.14 Mayıs 2009 Perşembe
Alex ruhu (!)

Zorlama hayaller, kendimizi kandırmacalar, ve tüm çirkinleri kapatacağını umduğumuz lanetli Türkiye kupası rüyası dün gece son buldu. 26 yıldır bu kupayı alamamamızdı aslında bu kadar önemli kılan bu maçı. Şu lanet ve uğursuzluk artık kalksın, yanlışlıklar, hatalar ve skandallarla geçen bir sezonu küçük bir züğürt tesellisi ile kapatalım istemiştik ancak onu bile beceremedik. Bu klüp dibe vurdu mu tam vurur, ligte gerilerde kalıp, Türkiye kupasını almak ya da avrupa'da başarılı olmak bu klübün mazisinde yoktur. Çöktü mü tam çöker. Her anlamda. Hocası kovulur, futbolcuları kaçar, yönetim çatırdar, taraftar bölünür, ortaya tam bir kaos tablosu çıkar. Son 25 senede oynadığımız 6 tane Türkiye kupası finalinden dün kü hariç 5 tanesi bu durumu özetliyor. Gelin inceleyelim tek tek:
1. Final: 1988-89, Beşiktaş'a 0-1 ve 1-2 kaybettik. Sezonu Beşiktaş'ın önünde 103 golle şampiyon bitirdik.
2. Final: 1995-96, Galatasaray'a 0-1 ve 1-1 ile kaybettik. Sezonu Trabzonspor'un önünde şampiyon bitirdik.
3. Final: 2000-2001, Gençlerbirliğine normal süresi 2-2 biten maçı penaltılar sonucu kaybettik. Sezonu Galatasaray'ın önünde şampiyon bitirdik.
4.Final: 2004-2005, Galatasaray'a olimpiyat stadında 5-1 kaybettik ama 4 gün sonra ligte 1-0 yenip şampiyon olduk.
5. Final: 2005-2006, İzmir'de Beşiktaş'a 3-2 kaybettik, şampiyonluğu son hafta Denizli'de bıraktık.
Bu tablo herşeyi anlatıyor. Fenerbahçe iyiken her kulvarda genelde başarılı, özellikle Türkiye kupasında. Kupayı alamıyor ama şampiyon olduğu her sene ya final ya da yarı final görüyor. Kötü olduğu sezonlarda ise ilk turlarda eleniyor. Bu klübün kimyası ne yazık ki bu.
İlk defa bu sezon berbat geçen bir sezonda final gördü Fenerbahçe. Benim için alışılmadık değişik bir durumdu bu. İşin kötüsü kupayı alacağımıza da can-ı gönülden inanmış ve istemiştim. Bizim için anlamlı bir teselli olacaktı çünkü şu 26 yıldır kupayı alamama sendromu camianın üstüne iyice çöreklenmişti. Aslına bakılırsa, avrupa ve ligte yoğun mücadeleler veren büyük takımlar için tam bir ayakbağı ve angarya bu kupa işi. Sadece ülkemizde değil, Avrupada 'da artık önemini yitirmiş eski bir gelenek gibi. Bir oylama yapılsa, kaldırılısın ağırlıklı sonuç çıkacağına eminim. Küçük takımlar için para kazanma, kendini gösterme ve eğer bi kupa alınacaksa, o kupaya uzanan en kestirme yol görüntüsünden başka bir şey değil ya da bizim gibi berbat sezon geçiren büyükler için taraftarın gözünü boyama ve teselliden başka. İşte bu görüntü içinde bu kupayı çok istedik bu sene. Artık Aziz başkan'ın sene öncesi yaptığı tarihi hataları ve Aragones seçimini tekrar tekrar yazmaya gerek yok. Neyin ne olduğu ortada zaten. Benim değinmek istediğim ve dikkat çekmek istediğim konu başka aslında. Alex sendromu artık çok ciddi bir sıkıntıdır. Bu adam artık çok ciddi bir prangadır bu takımın ayaklarına dolaşan. Sahip olduğu muhteşem istatistikler ve takım kaptanlığı hüviyetinden başka hiç bir özelliği kalmamıştır kanımca. Son yıllarda final maçı özelliği taşıyan (geçen yıl sami yen'de ki 1-0 kaybedilen maç) hiç bir maçta varlık gösterememiş değil göstermemiş, sorumluluk almamış, takım kaptanı olarak saha içi ve saha dışında arkadaşlarını zerre kadar motive etmemiş ve takıma hiç bir anlamda katkı yapmamıştır. Kimse ondan hücum presi yapmasını, omuz omuza mücadele etmesini istemiyor zaten ama kaptanın istediğinde neler yapabileceğini bizler çok iyi biliyoruz. Ama yapmıyor işte Alex efendi, yapmak istemiyor. İşin kolayına kaçıyor. Sözleşme uzatmazsan ayrı dert, uzatırsan ayrı bir dert. Uzatmazsın, takımı alenen satar, uzatırsın, ohh yerim garanti, nasıl olsa yılda primlerde dahil 4 milyon euroya yakın bir para geliyor mantığıyla bakar, oynamaz, sakatlanırım primlerden mahrum kalırım diye elini taşın altına sokmaz, kendini zorlamaz, markaja uğrayınca siner, korkar vs vs... Onun yüzünden ne çift forvet oynayabiliyoruz, ne tek forveti becerebiliyoruz, ne orta saha gücümüz kalıyor ne de mücadele ruhu. İmam cemaat denklemine göre takımdan üstün bir mücadele beklemekte hayal oluyor tabi bu durumda. İçerde ve dışarda kritik hiç bir maçta yok. Artk iyice kabak tadı veren bu duruma başkan ve yönetim nasıl bir çözüm getirecek merak içersindeyim. Alex'le devam demek, çöpe atılacak bir kaç yıl daha demektir. Aptalca uzatılan sözleşmesinin yaratacağı külfet ise tam bir yönetim acizliği.
Toparlarsak, bu dibe vurmuşluk içersinde camiamız ve son bir yılda yapılan her hatada imzası olan başkanımız bakalım gene küllerinden doğmayı becerebilecek mi? Adaylığı ve başkanlığı bana göre kesin devam edecek olan Aziz Yıldırım gene yarı tanrılaşma yolunda mı ilerleyecek, yoksa yaptığı yanlışların muhasebesini doğru analiz ederek eskiden yaptığı gibi kendini mi yenileyecek, hep beraber bekleyip göreceğiz. Kupa acısını ve lanetini taşımaya devam ederek...
12 Mayıs 2009 Salı
İzmir'e doğru
Dün sabah mesai arkadaşım Alper maç biletlerinin (Fenerbahçe tarafı) bittiğini söyleyince inanamadım, yüzümde şimşekler çaktı. Hemen Biletix'e girip baktım, gerçekten de Fenerbahçe tarafı tamamen bitmişti. Akşam sporda Hakan'a anlattım. Hakan her zamanki gibi Robinson-Cuma muhabetine getirdi: Çok büyüğüz be Cuma... 10 Mayıs 2009 Pazar
Bülent Üstün'den
Norah Jones dinleyip uyurum,
The Cure dinleyip hüzünlenirim,
Cake dinleyip neşelenirim,
Mor ve Ötesi dinleyip tasalanırım,
The Prodigy dinleyip sinirlenirim.
Ne güzel yazmış Bülent Üstün (Bknz. Kötü Kedi Şerafettin).
Ruh ikizim gibi...
08 Mayıs 2009 Cuma
Yine yeniden
Ankara
Çankaya Köşkü:

06 Mayıs 2009 Çarşamba
2-1
Fenerbahçe ve Beşiktaş arasında son yıllarda oynanan maçlarda ortaya tuhaf bir istatistik çıktı, paylaşmak istedim.Geriye doğru gidersek;
2008-2009:
1.maç: F.bahçe 2 - Bjk 1
2.maç: Bjk 1 - F.bahçe 2
2007-2008:
1.maç: F.bahçe 2 - Bjk 1
2.maç: Bjk 1 - F.bahçe 2
2006-2007:
1.maç: F.bahçe 0 - Bjk 0
2.maç: Bjk 0 - F.bahçe 1
Süper kupa: F.bahçe 2 - Bjk 1
2005-2006:
1.maç: Bjk 1 - F.bahçe 2
2.maç: F.bahçe 2 - Bjk 2
2004-2005:
1.maç: Bjk 2 - F.bahçe 1
2.maç: F.bahçe 3 - Bjk 4
Türkiye kupası hariç bu iki takım son 5 yılda 11 kez karşı karşıya gelmişler ve maçların 7 tanesi 2-1 skoru ile bitmiş. Bu maçların 6 tanesini F.bahçe, 1 tanesini de Beşiktaş kazanmış. Bu süre içersinde oynanan maçlarda F.bahçe sadece bir kez bir maçta 2 golün üzerine çıkmayı başarmış ancak onda da mağlup olmuş.
Ortaya çıkan bir diğer tabloda, uzun yıllar ezeli reakabette Beşiktaş'ın arkasında kalan F.bahçe'nin son yıllarda kurduğu bu üstünlükle 2 farklı üstünlüğü ele geçirmiş olmasıdır. Daha önce gene gerisinde kaldığı Trabzonspordan' da bu ünvanı alan F.bahçe böylece Türkiye'de bütün takımlara karşı net bir üstünlük sağlamıştır...
04 Mayıs 2009 Pazartesi
Four Four Two
Müzik dergimiz Rolling Stone hayata gözlerini yumduğundan beri arayış içerisindeydim. Yüxexses ve Billboard arasında kararımı Billboard'dan yana kullanıyorum.
Yine Ankara
Haftaya ise seyahat İzmir'e. Patron umarım bu satırları okumuyordur, İzmir'deki işi kupa finaline denk getirmeye çalışıyorum.
Garip bir derbi...

Başlarken...
Artık iki kişiyiz
Blogumuz artık iki kişi. Yıllardır yeri geldiğinde tv karşısında, yeri geldiğinde Ş.Saraçoğlu, A.İpekçi yada Bağdat Caddesi'nde yüzlerce beraber maç seyrettiğim, hem Fenerbahçe ile ilgili hem de özel hayata dair birçok sevince ve üzüntüyü paylaştığım değerli dostum Hakan Demirel de bu blogun yazarı artık. Kendisi sık sık Türk futbolu ve Fenerbahçe üzerine yazacak. Kendisini başka bloglarda yazarken görmek az çok kıskandırınca beni hemen transfer teklifinde bulundum, beni kıramadı tabiki. Kendisini resimde solda görüyorsunuz, yanı başındaki sağdaki ise benim (eski kilolu halim, 7-8 kilo daha zayıfım şu anda). Hakan Demirel'in takdir edilecek bir hafızası vardır. 1980'li ve 1990'lı yıllardan soracağınız herhangi bir maçı tüm detaylarıyla size aktarabilir. Fenerbahçeliliğini tartışmam bile, zaten 'Light Fenerbahçeli' ile bizim işimiz olmaz.Alışkanlık
29 Nisan 2009 Çarşamba
Şampiyonluk maçı anısı
Maçın yıldızı Oksana kadar, Eda kadar, Seda kadar, karşılıksız bir tutkuyla şehrin çeşitli noktalarından gelen taraftarımızdı. Yıllardır böyle bir coşku böyle bir destek görmemiştim, çok özlemişim. Ara sıra maçı bırakıp renkdaşlarımı zevkle izledim ve dinledim.Sana Söz Yine Baharlar Gelecek
İş yoğunluğum dolayısıyla izlenimlerimi akşama yazacağım. Bizi içeri sokmayan İlaçcılarla verdiğim mücadele, maçı onların arasında seyretmek zorunda kalışımız, şampiyonluk kutlamaları, vs.
28 Nisan 2009 Salı
Fener'in maçı var

Bu akşam voleybolda kızlarımız şampiyonluk için smaç vuracaklar. Kulağımda Amigo Nuri'nin ezgileriyle akşam oraya gidiyorum.
Kız arkadaşım aradı
Gel buluşalım dedi
Canım cicim aşkım bana gönül koyma
Fener'in maçı var
26 Nisan 2009 Pazar
En İyi Beş Nirvana Şarkısı
25 Nisan 2009 Cumartesi
Solomon'la daha güzel



23 Nisan 2009 Perşembe
Teşekkür
Malesef kaybettik final serisini. Hala cihaz kurulumu ve testleriyle uğraştığımdan ne maça gidebildim, ne de izleyebildim. Arslan'ın sakatlığı kuruttu resmen takımımızı. Geçen yıldan sonra bu sene de şampiyon olsak ne güzel olacaktı. Sağlık olsun diyelim, finalde emeği geçen yıl içinde bu formayı terleten sporcularımıza teşekkür ederiz.Kadim dostum Özgür hemen mesaj atmış maç bitince. 'Siz de birinci lige yükselmişsiniz tebrikler' şeklinde şık bir cevap verdim :) Nedir bu adamdan yirmi yıldır çektiğim. Lakers kiminle final oynasa hemen karşısındaki tutar, voleybolda Tokat'a kaybetsek mesaj atar kendi kel-fodul haline bakmadan...
Futbolda kupa finali, bayanlar voleybolda final, bayanlar basketbolda yarı final, erkekler basketolda zirveye oynayan takımımız. Çok yoğun bir tempo var, daha önce de demiştim Fenerbahçeli olmak emek istiyor...
22 Nisan 2009 Çarşamba
Sözlük
20 Nisan 2009 Pazartesi
Ekşidik
17 Nisan 2009 Cuma
Finalde Billings Şov
Volkan'la eskisi kadar uğraşmadık, artık taraftara zevk vermiyor onunla uğraşmak. Eskiden H.Koç'a sataşırdık, artık o da yok. İBB'de Millar süper bir oyuncu. Son sette kasığını tutup dışarı çıktı, galiba sakatlığı var. Seneye onun kalibresinde bir orta oyuncuya ihtiyacımız var. Hakemler yanlış kararlar verse bile kötü niyetli olmadıkları belliydi. Bir pozisyonda bizim kepçeye de düdük çalmadılar. İBB antrenörü yine yapacağını yaptı. Maç sonunda tribünlere gelip taraftarla polemik yaşayacağına takımını nasıl şampiyon yapar onu düşünsün.
16 Nisan 2009 Perşembe
Jülide Özçelik Band
Dün akşam bizim Three Amigos'a Özlem'in katılımıyla Nardis'e Jülide Özçelik Band'i dinlemeye gittik. Jülide Özçelik'in Türkçe caz albümünü uzun süredir Erman'ın arabasında dinliyorduk, merakmızı giderdik.Jülide Özçelik grubun diğer üyelerini sahnede tanıtmakta güçlük çektiğinden diğer üyeleri tam olarak anlayamadık (Jülide Özçelik sahnede çok tutuk ve heyecanlı). Elimdeki broşürden yola çıkarak daha önce F.Erkoç ve Kerem Görsev Trio'dan tanıdığımız Kağan Yıldız'ın kontrabasta, Ercüment Orkut'un piyanoda, Ediz Hafızoğlu'nun ise bateride performans gösterdilerini söyleyebilirim.
Jülide Özçelik halk türkülerimizi caz eşliğinde sergilemenin yanı sıra birkaç kendi eserini ve klasik yabancı caz eserleri seslendirdi. Yaklaşık iki saat sahnede kaldı. Sesi gerçekten yumuşak ve huzur verici. Enstrüman performansları da süper olunca hoş güzel vakit geçirdik, kulağımızın pası silindi adeta. Hele hele Kırşehir yöresinin bir Neşet Ertaş derlemesi olan Yalan Dünya türküsünün (en sevdiğim türkülerden biridir) caz versiyonu çok hoşumuza gitti.
Hep sen mi ağladın hep sen mi yandın
Ben de gülmedim yalan dünyada
Sen beni gönlünce mutlu mu sandın
Ömrümü boş yere çalan dünyada
Ah yalan dünyada yalan dünyada
Yalandan yüzüne gelen dünyada
15 Nisan 2009 Çarşamba
Final
Türkiye Kupasını kazanan bayanlarımızın hemen ardından dün voleybolcu bayanlarımız finale kaldı. Ezeli rakibini yine yenerek seride durumu 3-0 yaptı. Voleybolda hem erkeklerde hem de bayanlarda finaldeyiz, ne mutlu...14 Nisan 2009 Salı
Avrupa Fatihiymiş
13 Nisan 2009 Pazartesi
İki
12 Nisan 2009 Pazar
İkisi de kaybetti
Bence hem Fenerbahçe hem de GS için sezon bitmiştir. Fenerbahçe gelecek yılın planlamasına ve Türkiye Kupasına baksın, GS ise Lincoln ve B.Korkmaz'dan kurtulmanın çaresine.Eğer iki takımın da hala şampiyonluk şansı olsaydı maç sonunda olan olaylar gerçekleşmezdi, Lugano kırmızıyı görür her iki takım da önüne bakardı. Şampiyonluk şansı hemen hemen biten futbolcuların sinirlerinin boşalması olarak görüyorum olayları.
Lugano'nun başlattığı olayları körükleyen futbolcular en az Lugano kadar suçludur. Hiçbirinin diğerinden farkı yoktur. F.Aydınus'a helal olsun, eyyam yapmadan çaktı kartları. F.Aydınus bence ligin en iyi hakemi olduğunu maç içindeki kararlarıyla ispatladı. Hata yapmadı mı? Elbette yaptı (Lincoln'ün sarısını atladı, Selçuk'un sarısı yanlış, vs). Ama ben asla kötü niyet sezmedim. Benim futbol aylayışıma (tatlı sert, herşeye faul çalmayan, hemen kart çıkartmayan) en uygun hakem Fırat Aydınus.
İlk golü atan maçı kazanacaktı. Fenerbahçe'nin taktiği yerindeydi. Önce durdur sonra vur. GS'nin ikinci devre ve özellikle son yirmi dakika performansı kötüyken son darbeyi vuracak güç olan Semih, Guiza ve Deivid'in bu kadar etkisiz olduğu bir maçta Fenerbahçe beraberliğe razı oldu. GS'nin pili altmışıncı dakikada bitti. Arda ve Kewell top taşıyamaz oldular, göbekte araya atacak adam zaten yok. Lincoln değişikliği B.Korkmaz'ın eyyamıydı. Lincoln'ü sahada görünce tüylerim diken diken oluyor. Hemen beş dakika sonra kendini yere attı. Bir insan yaptığı işe bu kadar mı saygı duymaz. İlk yarı bastıkları tempo GS'ye fazla gelmesine karşın kontraatak özürlü Fenerbahçe bir türlü adam gibi bir kontra atak yapamadı. Pozisyonu az, tatsız tutsuz bir maç oldu.
Bizde Volkan, Önder, Lugano ve Emre'yi beğendim. GS'de ise H.Balta ve M.Topal iyi oynadılar. Özellikle Topal en az 5-6 kontrayı engelledi.
Bırakalım bütün bunları, Özgür aradı biraz önce izliyormusun spor programlarını dedi. Yok abi ben sezonu kapadım, süper bir Cavs-Celtics maçını seyrediyorum dedim. Lebron gerçekten de MVP olmayı hak ediyor.
Arkas'ı Yarın Değil

Evet arkadaşlar Arkas'ı yarın değil çünkü Fenerbahçe var...
Aslında İstanbul'da bitmeliydi seri. Dün Ankara dönüşü devamlı Tolga'yı arayarak veya mesajla skor aldım. 2-0 dediği zaman iş bitti diye düşünmüştüm. 3-2 kaybedince çok moralim bozuldu. Yine olmamıştı. Açıkçası Arkas'a oranla daha yaşlı olan takımımızın bugünkü maçı kaldıramayacağını düşünüyorduk. Maçı izleyemedim ama forumlardan skoru takip ettim. Efeler 3-0 gibi net bir skorla dönüyorlar. Şımarık Arkas, onların uydusu Federasyon ve D-Spor'a güzel bir kapak oldu ve bizim için bir Arkas klasiği olarak mazimize geçti bu seri.
Ankara'nın taşına bak
Neden seviyorum Ankara'yı?
Beşevler-Maltepe'ye doğru görünüm, en uzakta ortadaki yapı Anıtkabir
09 Nisan 2009 Perşembe
Yolculuk
Ekomonik durgunluğun izlerini altı aydır üzerimde hissediyorum. Genelde ofiste vakit geçiriyorum. Seyahatlerime alışık arkadaşlar 'hayrola sen bu aralar hep buradasın' diye takılıyorlar, sanırım benden sıkıldılar.Nihayet
Rock'n Coke 2009
İzmir'e kaldı
08 Nisan 2009 Çarşamba
Haramilerin saltanatını yıkacağız
Dünkü maçta gördüğüm bir pankartın çok güzel sloganıydı 'Haramilerin saltanatını yıkacağız'...
06 Nisan 2009 Pazartesi
Fenerbahçe aşkıyla haydi salona
Bugün voleybol bayanlarda Ereğli'yi 2-0 geçerek yarıfinale yükseldik. Maç saat 16:00'da olduğundan izleyemedik tabiki. Voleybol federasyonu Fenerbahçe düşmanlığıyla uğraşacağına voleybolu sevdirmek adına adam gibi saatlere maç koysa daha müspet olacak. Sonuçta oynanan maçlar play-off maçları, hem telafisi yok hem de kalite üst düzeyde. Rakibimiz sürpriz bir şekilde Vakıfbank'ı eleyen GS oldu. Bu da final yolumuzun açıldığı anlamına geliyor. Telekom ile Eczacı istediği gibi çarpışsın, yorulan finalde rakibimiz olsun. Neden bilmiyorum ama bir anda şampiyonluk için heveslendim.U2 - No line on the horizon
U2'nun müziğini severim her ne kadar siyasi olaylardan (!) dolayı Türkiye'ye gelmek istemeseler bile. Arkadaşlara biri bizim meseleyi yanlış anlatmış olsa gerek ki IRA ile aynı kefeye koyuyorlar. Bu sene yoğun bir turneye çıkıyorlar, Türkiye listelerinde yine yok, canları sağolsun.Yeni albümlerini (No line on the horizon) nihayet dinledim. Son aylarda spora çok zaman ayırdığımdan sadece spor yaparken müzik dinleyebiliyorum. Bu arada Walkman, Mp3 ve Ipod cihazlarını kim bulduysa elektrik telefon kadar insanlığa hizmet etmiştir.
Albüme gelecek olursak, hiç beğenmedim. On üzerinden beş puan zor alır. Neden beğenmediğim diye düşünürken nette biraz gezindim. Meğerse U2 deneysel bir albüm yapmış. Yaptıkları müzikten sıkılıp yeni birşeyler denemek istemiş olabilirler ama sevenlerini bu kadar hayal kırıklığına uğratmalarına gerek yoktu. Araya bir iki baba şarkı sıkıştırabilirlerdi. Get on your boots ve Magnificent dikkatimi çeken şarkılar, diğerleri gayet vasat. Dolayısıyla U2'nun eski şarkılarını dinlemeye devam...
05 Nisan 2009 Pazar
Kopmuyoruz
Elimizden geleni yapsak da zirveden kopmuyoruz. Tamam mı devam mı maçlarından biriydi. Eksik kadromuzun karşısında formda bir Eskişehirspor vardı. Maçtan çekiniyordum açıkcası, tek farklı galibiyet bekliyordum. Beklediğim gibi bir maç oldu. İlk yarı vasatın altında kötüye yakın oynadık. Göbeği Josico Selçuk olan bir takımın oyun kurması zaten beklenemez. Bu ağır tempoya Deivid, Semih ve Gökah Gönül de ayak uydurunca golü bırakın pozisyon bulamadık. Devre arası biterken Aziz Yıldırım koltuğunda görünmüyordu, galiba soyunma odasına yöneldi diye konuştuk aramızda.İkinci yarı takım biraz kıpırdadı, Josico kenara geldi, biraz tempo yapınca (çok az ama) golü bulduk. Sonrasında Eskişehir bozuldu, oyun disiplini kayboldu ve ikiyi yediler. Batuhan'ın diziyle attığı gol çare olmadı ve zor da olsa kazandık. Sivas maçları ve Kayseri deplasmanında çok iyi oynayan takıma ne oldu, anlamak mümkün değil? Ciddi bir fizik düşüşü ortada, peki ya konsantrasyon sorununa ne demeli. İstemiyor muyuz şampiyonluğu?
04 Nisan 2009 Cumartesi
Fenerbahçe Emek Hırsızlarına Rağmen Galip: 3-2
Fenerbahçe erkek voleybol takımı yavaş yavaş şampiyonluğa koşuyor. Avrupa Kupası'nın gazıyla Fenerbahçe'nin karşısına çıkan Arkasspor arkasına aldığı hakemlere rağmen Fenerbahçe'ye yine yenilmekten kurtulamadı. Yıllardır çok çeşitli spor müsabakalarını statta, salonda ve TV'de izliyorum, böyle skandal kararlar veren hakemler hayatımda görmedim. İnanın tüm Fenerbahçeli kimliğimden bürünerek elimden geldiğ kadar objektif bakmaya çalışıyorum, elimde kalıyor.39 Basamak
Kültür elçimiz Murat Ortaç'ın yine değerli bir organizasyonuyla Perşembe akşamı Kenter Tiyatrosunda 39 Basamak adlı oyunu izlemeye gittik. Ortaç kardeşimiz oyunu Londra'da izlemiş, buraya gelince bu oyunu mutlaka ekibe seyrettireyim biraz futboldan uzaklaşsınlar demiş, sağolsun varolsun. Üstüne üstelik halk günü ayarlamış, 15 TL karşılığında güzel vakit geçirdik. İzlenimlerim...- Ekip; Hakan Gerçek, Okan Yalabık, Demet Evgar, Bülent Şakrak
- Çok basit bir sahne ve sahneye sağdan soldan ilave olan aktif dekorlar (ilk defa izledim, bu oyunu özgün kılan olay)
- O hareketli dekorları sahneye iten siyah eldivenli meçhul el
- Sık sık değişen kostümler
- Basit ve sıkıcı bir konu
- Sanatçıların başarılı performansı
- Bazı güzel espriler ve mimikler
- Ve tabiki mutlu son...
03 Nisan 2009 Cuma
Play-off'lar devam ederken...
Voleybolda hem bayanlarda hem erkeklerde, basketbolda ise bayanlarda play-off'lar başladı, tüm hızıyla devam ediyor. Fenerbahçe'nin tüm branşlarda var olması ve zirveye oynaması sarı-lacivert renklere gönül verenleri mutlu ediyor, heyecan veriyor.Voleybol erkeklerde yarı final eşleşmeleri aynen beklediğim gibi gerçekleşti. Fenerbahçe Halkbank'ı kolayca 2-0 ile eleyerek adeta güç gösterisi yaptı. Geçen yıl yarı finalde elediğimiz Arkas'ı yine elememiz durumunda şampiyonluğa ulaşırız. Arkas'da Duerden bu sene birçok maçta oynamadı. Çeyrek final maçlarında da oynamamış, sakatlık durumu nedir bilmiyorum ama Duerden olmadan Arkas'ın Fener'i elemesi çok zor. Çok çekişmeli maçlar seyredeceğiz. Diğer eşleşmede İBB ile Ziraat karşılaşacak. Denk kuvvetlerin mücadelesi. Eğer biz finale kalırsak İBB'yi tercih ederim, bu sayede finalin tüm maçları İstanbul'da olur.
Bayanlarda ilk maçlar dün oynanmış, bugün diğer iki maç oynanacak. Biz Ereğli'ye gidiyoruz, zor bir maç. Yük yine sadece Seda'nın omuzlarına binerse zorlu playoff serisini bitirmemiz çok zor. Mutlaka diğer oyuncularımızdan da katkı almalıyız. Bu sene Eczacıbaşı'nın hegemonyası sonunda sona erecek gibi.
Basketbolda Fenerbahçe camiası Solomon'u bekliyor. Bizler onu beklerken playoff öncesi sıralamada avantajlı yeri kapma yarışı devam ediyor. Fenerbahçe final için öncelikle ikinci sırayı almalı. Geçen yıl eşleşmelerdeki avantaj Fenerbahçe'nin şampiyonluğuna yardımcı olmuştu. Dördüncü olursak Efes'le yarıfinalde eşleşme sorunu var. Üçüncü olursak Telekom'la eşleşip saha avantajını kaybetme söz konusu. Dolayısıyla en iyi yer ikincilik. Gel de Ankara'daki Telekom maçındaki ruhsuz oyuna yanma! Solomon play-off'un rengini değiştirecektir. Daha çok maç ligin bitmesine, önce ligin bitmesini bekleyelim.
Bayanlar basketbolda takımımız form tuttu. GS ile BJK çeyrek finalde kapışıyor, yarı finalde biri bizim karşımıza çıkacak. Saha avantajı da bizde olduğundan finali çıkarız (BJK olursa 1-0 geride başlayacağız, GS olursa 1-0 öndeyiz). Finali de rahat kazanacağımızı düşünüyorum. Kadro geniş, takım formda. Şampiyonluğun garanti olduğu tek branş sanırım bayan basketbolu.
Futbolda çıkmayan candan ümit kesilmez misali hala bir umut bekliyoruz. Birşey ummuyorum ama napalım umut fakirin ekmeği. Basketbol ve voleybol sayesinde sarı lacivert renkleri diğer spor branşlarında takip etmenin zevkini yaşayalım bari...
02 Nisan 2009 Perşembe
Bunu hak etmedik
Dün akşam 60-70 dakika iyi oynadığımız bir maçı 1980'lerdeki gibi kaybettik. Bu kadar amatör golleri 1980'li yıllarda çok iyi oynadığımız maçlarda yerdik. Sınıf atladığını düşündüğümüz milli takıma malesef bu goller yakışmadı. Aurelio ve Arda'nın üstün gayretleri galibiyeti getiremedi. Böyle bir maçta öne geçiyorsak korumasını hatta ikincisini atmayı bilmek lazım yoksa İspanya gibi takımlar hata affetmiyor. Guiza bakalım lig maçında da Hakan Balta'nın yanından kayıp gidebilecek mi?Bir çok formsuz oyuncunun yanına bir de F.Terim'in formsuzluğu (iki maçtaki oyuncu değişiklikleri fiyasko) eklenince İspanya serisinden sıfır çektik. Bosna'nın Belçika'dan altı puan çıkarması işi zora soktu iyice. Dün en azından bir puan alsaydık Bosna'yı yenerek puan eşitliği sağlayacaktık. Bu bir puanın ne kadar değerli olduğunu hesaplanmadan son yirmi dakika şuursuz oynamamız ciddi bir idari hata.
01 Nisan 2009 Çarşamba
İspanya maçına doğru...
Katılımın az olduğu anketten beraberlik çıkmadı, benim de şahsi görüşüm beraberlik çıkmayacağı yönünde. Otoriteler bu maçı kaybetmemiz durumunda şansımızın az olacağını yazıyorlar. Evet birincilik şansımız yok ama bu grubun ikincisi bu maçı kaybetsek bile biz çıkarız. Hem Bosna'yı hem de Belçika'yı deplasmanda yenecek güce ve potansiyele sahibiz. Bir de malum zorlukları sevme hobimiz var.31 Mart 2009 Salı
Bu aralar neler izledim?

30 Mart 2009 Pazartesi
Kriz-polemik lazım
İspanya ile oynayacağımız maç öncesi mutlaka bir kriz yada polemik lazım. Hem teknik direktörümüz hem de oyuncularımız kriz ortamını ve polemiği malum çok seviyorlar. Avrupa Şampiyonası öncesi ve Avrupa Şampiyonası bu Böyle bir ortamda onların kenetlenmesi için mutlaka birşeyler yapmak lazım. Motivasyon olmadan galibiyet zor. Ne yapmalı ne etmeli bir polemik açmalı.
Barcelona Nostaljisi

29 Mart 2009 Pazar
İspanya:1 Türkiye:0
Maçın kader anı Semih'in oyundan çıktığı andı. O ana kadar çok iyi oynayan bir orta saha ve forvet blokumuz vardı. İspanya'nın şampiyon orta sahası nefes alamadan ilk yarı bitti. Maçın başında Nihat'ın kaçırdığı gol haricinde neredeyse pozisyonu olmayan bir maçtı. İkinci yarı da aynen istediğimiz gibi giderken F.Terim çok erken bir değişikliğe giderek kontraya döndü. Kontra anlayışınla Nihat'ı ileride tek bırakıp onu hızlı paslarla kaçırmak taktiği kağıt üzerinde mantıklı görünse de riskliydi. İspanya hemen uyandı, oyunu üzerimize yıktı. Defanstan rahat top çıkarmaya başladılar ve hakemin uydurduğu faulde golü yedik. Ondan sonra dakikalarca aciz oynadık. İspanya kontrolü ele geçirdi. Ligin en gol kaçırma rekortmeni Gökhan sahaya girdiğinde zaten umutsuzluk futbolcularımızın ayaklarında dolaşıyordu. Pozisyona giremeden maç bitti. Maçın yıldızı Ramos'du.
Playoff'lara iyi başladık...Fenerbahçe:3 - Halkbank:1
İçinde yalnızca iki Fenerbahçeli olan toplam altı kişiden oluşan bir grup olarak dün Fenerbahçe erkek voleybol takımının ilk maçı için Burhan Felek'e gittik. Güzel zevkli bir maç oldu. Tüm setlerde üstün oynadık. Halkbank geçen yılki kadrosunu baştan aşağı değiştirmiş, yine iyi bir kadro yapmış. Dani ve Sinan takımın en iyileri. Sinan iyi başladığı maçta taraftarımızın üzerine oynamasıyla oyundan düştü. Hem karşılama hem de hücum hataları yaptı. Halkbank'ta en beğendiğim oyuncu libero Hasan. Ne zaman izlesem çok iyi oynuyor. Halkbank'ın Dani hariç diğer yabancıları vasat. Bergmann vasatın bile altında.

28 Mart 2009 Cumartesi
En İyi Beş The Beatles Şarkısı
Kadim dostum Murat Ortaç blogunda en iyi beş The Beatles listesi hazırlamamı rica etmiş. Emri olur kardeşimin...Anket sona erdi..İspanya favori
27 Mart 2009 Cuma
The Cars
Bu ayki müzik menümde The Cars var.Gitar rock gruplarını sevdiğimden The Cars favori gruplarımın içindedir. Bazı şarkıları pop-rock'a kaçsa bile yetmişli yılların sonunda ortaya çıkan New Wave akımının The Clash, The Police, Talking Heads ile beraber öncülerindendir. Hepimizin 85 yılındaki Live Aid Afrika'ya yardım konserinde duyduğumuz Drive şarkısından yıllar önce benimle aynı senede Boston'da doğan The Cars, yetmişlerin sonunda ünlü olup seksenlerde zirve yapmıştır. Grubun kadrosunda gitar ve vokalde Ric Ocasek, basta Benjamin Orr, ritim gitarda Elliot Easton, klavyede Greg Hawkes ve davulda David Robinson yer alıyor. Grup 88 yılında dağılarak efsaneler arasında yerini almıştır. En baba albümleri Heartbeat City. Sevdiğim şarkıları:
KDV
Kazık Daima Vatandaşa
Kerizler De Verir
25 Mart 2009 Çarşamba
Voleybolda playoff'lar öncesi
Voleybolda playofflar bu haftasonu başlıyor. Bu sene hem bayanlarda hem de erkekler ligin kalitesi yabancı oyuncuların katkılarıyla arttı. Birçok ünlü voleybolcuyu ülkemizde seyrediyoruz. Geçtiğimiz yıllarda bir iki takımın domine ettiği ligde bu sene dört beş takım şampiyonluğa oynuyor. Playoff'lar öncesi Gürol hoca daha detaylı analizler yapacaktır elbette, ben birkaç cümlelik yorumlarla geçeceğim.Erkeklerde şampiyonluğun bence favorileri Fenerbahçe, Arkas, Belediye ve Ziraat Bankası. Halkbank dördüncü olmasına rağmen bu dörtlünün bence bir adım gerisinde. Fenerbahçe bütün sezonu istikrarsız bir tabloyla geçirdi. Yeri geldi süper oynadı yeri geldi vasat oynadı. Geçen sene playofflara girerken form tutmuştu, bu sene hala formsuz. Umarız playoffların havası ve konsantrasyonu farklı olur, aksi halde daha ilk turda elenebilir. Gomez'in eksikliğini Billings istenen ölçekte dolduramadı. Grbiç ve Coskoviç geçen seneki performanslarını arattı. Bu senenin kazancı genç oyuncumuz Emre oldu. İkinci devre Arkas, Ziraat ve Belediyeyi yenen Fenerbahçe tecrübesiyle şampiyonluk favorilerinden.
Arkas kazandığı Avrupa kupasının havasıyla playofflara giriyor. Her sene olduğu gibi bu sene de flaş transferler yaptılar, çok kaliteli Polonyalı smaçörü aldılar, Belediye'nin tecrübeli pasörü Hüseyin'i kadrolarına kattılar. En iyi kadro kuşkusuz Arkas'ta, dolayısıyla bir numaralı şampiyonluk adayı aslında onlar. Fenerbahçe Halkbank'ı geçerse yarıfinalde Arkas'la oynayacak. Bu eşleşmenin galibi şampiyonluğa yakın bence. Fenerbahçe geçen sene Arkas'ı Arslan'ın blok düşürerek arkaya yönelttiği hücumlarda Coskoviç'in müthiş sayılarıyla geçmişti, bakalım bu sene hoca ne taktikler hazırladı.
Belediye çok iyi kadro yaptı yine. Ulaş ve Volkan'ı aldılar, ABD milli takımından orta oyuncu Miller'ı aldılar, smaçör Trommel'i, ortaya Erhan'ı, yedek pasör çaprazına Hakan'ı aldılar. Aldılar da aldılar. Şampiyonluk aşkına İstanbul halkından fazla fazla aldıkları paraları savurdular. Hiç haz almadığım Belediye'nin yarıfinalde Ziraat'a elenmesi temennim. Ziraat da bu sene musluğu açtı, bol bol transfer yaptı. Kupa finalinde Arkas'a kıl payı sayı averajıyla kaybettiler. Tecrübeli kadrolarıyla Belediye'ye karşı yarıfinalde başa baş oynayacaklardır.
Arkas favori görünse de Fenerbahçe, Ziraat ve Belediye'nin şampiyonlukları sürpriz olmamalı. Özellikle Fenerbahçe taraftar desteği alabilirse şampiyonluğa yine uzanabilir.
Bayanlarda bu sene musluğu Vakıfbank ve Telekom açtılar. Eczacıbaşı'nın zaten iyi kadrosu vardı sadece takviye yaptı. Vakıfbank Neslihan ve Grün gibi ünlü isimlerle, Telekom ise Mammadova, Poljak ve Özlem ile kadrolarını çok güçlendirdiler. Fenerbahçe ise Acıbadem sponsorluğuna rağmen yerinde saydı. Ünlü isimlerin transferi gerçekleşmedi, Anja ve Marina gibi vasat oyucularla mücadele etti. Sene ortasında hoca değişikliğine gidildi ve takım biraz kıpırdadı. Seda muhteşem oynadı bu sene, performansı playofflara yeterli olur mu sorusuna cevabın menfidir. Bu sene Eczacı'nın şampiyon olamayacağını düşünüyorum.
Benim şampiyonluk favorim Vakıfbank Güneş Sigorta.
24 Mart 2009 Salı
Milli maça doğru
Anket...İspanya-Türkiye maçı ne olur?
22 Mart 2009 Pazar
Fatih Erkoç ve Kerem Görsev Trio

Erman'ın bize caz müziğini sevdirme çalışmalarının bir parçası olarak Three Amigos (Erman, Mert ve ben) dün akşam Ortaköy'deki İstanbul Jazz Club'a gittik. Ülkemizin yetiştirdiği en yetenekli müzisyenlerden Fatih Erkoç ile Kerem Görsev'in Trio'su bizlere tek kelimeyle harika bir performans sergilediler. Kerem Görsev Trio; piyanoda Kerem Görsev, kontrbasta Kağan Yıldız ve davulda Emre Kartari'den oluşuyor. Bu gruba Fatih Erkoç solistlik yapınca dün akşam nefis bir konsere şahitlik ettik. Fatih Erkoç sadece solistlik yapmadı, birçok şarkıda trombon ve flüt çaldı. Gerçek bir müzisyen, ona olan sevgimiz ve saygımız sonsuz.
Caza olan ilgimin devam etmesi için Erman'ın Jülide Özçelik albümünü hediye etmesini bekliyorum.
21 Mart 2009 Cumartesi
N'olur bir guard
Futbol takiminin aynasi basketbol takimi. Geberik durumdaki Telekom'a kaybedilen bir mac, bunu umursamayan sahada ne yaptigini bilmeyen bir takim. Bu takim bas bas bagiriyor guard'im yok ne olur bana guard alin diye, bunu onemsemeyen ve gormezlikten gelen Tanjevic ve idareciler. Artik art niyet aramak lazim. Nedir amac anlamiyorum.Havlu
Maçı izlerken kendi aramızda ikinciyi atamazsak 80'den sonra yeriz, neden bu kadar geri çekildik, niye önde basmıyoruz diye konuşuyorduk. Neden oyuna girdiğini anlayamadığımız Gürhan'ın meçli saçlarından bahsederken Gürhan anlamsız bir faul yaptı. Aklımıza böyle saçma fauller yüzünden geçmişte yediğimiz iki gol geldi (Bakınız 1984 yılı Dobi Hasan'ın Kadıköy'de attığı gol ve 2002 senesinde Ahmed Hassan'ın Ankara'da attığı gol). Bu gollerde de Gürhan'ın orta sahada yaptığı saçma fauller yapmıştık ve içeri ortalanan toplarda golleri yiyip şampiyonluktan kopmuştuk. Aynı filmi yine izledik.
Bir yanda Appiah, Aurelio, Tuncay'lı orta saha bir yanda Deniz, Selçuk, Maldonado ve Josico. Fark ortada. Afyon yutmuş gibi sahada dolaşan ama sene sonunda milyon dolarlık kontratları yapan futbolculardan daha fazlasını beklemek hayalcilik olur. Biz hayalleri bırakıp gelecek senenin planlarını yapmalıyız.
Hakem ilk yarıda Bursalı futbolcuların (kasapların) sert oyununa müsade ederken ikinci yarı sarı lacivertli formayla kimi gördüyse kartı bastı. Verdiği skandal penaltıyla görevini layığıyla yerine getirmiş oldu.
20 Mart 2009 Cuma
Arefe-Bayram
Arefeyi görüp bayramı görememek bu olsa gerek.
17 Mart 2009 Salı
Giampaolo Pazzini
En İyi On Aşk Temalı Film
Konu aşk olunca daha önce beşli yaptığım listedeki film sayısını ona çıkardım. Ayrıca Ortaç itiraz etmeden hemen belirteyim; liste son yılların en iyi aşk temalı filmlerini kapsıyor, Gonna With The Wind, Love Story, Casablanca ve My Fair Lady gibi bu türün efsane filmlerini kapsamıyor. Onlar için ayrı liste lazım. İşte benim listem:Ghost
Pretty Woman
Titanic
The Bodyguard
Grease
Frankie & Johnny
When Harry Met Sally
English Patient
Sheakespear In Love
Notting Hill
15 Mart 2009 Pazar
Avrupa Üçüncüsü
The Bourne Idenity - Ultimatum
Rehavetmiş
Sahada çırpınan bir tek Lugano ve Deniz. Diğerlerinin dünya umrunda değil. Eskiden Kadıköy'de taraftarın bir etkisi olurdu. Kadıköy'ü elit bir tiyatroya benzetmek isteyenler onu da bitirdiler. Emre oynamıyor, yerinde Selçuk var, işte fırsat iyi oyna kap formayı. Benim yaptığım hırsı o yapmıyor. Transfer görüşmelerinde profesyonel olduklarını iddia eden bu futbolcuların önüne bu sene bu şekilde oynadıkları maçların kasetini koymak lazım, ne verdin ne istiyorsun?
Josico'yu ikinci yarıda sahada görünce tüylerim diken diken oldu. O değil miydi sakatlandım diye arkadaşlarını bırakıp soyunma odasına kaçan. Gözlerim Maldonado'yu aradı, ne çok özlemişim onun at kuyruğunu ve yanı başındakine yaptığı ayak içi paslarını. Colin Kazım'a dokundurmadan geçemeyeceğim. Onun futbolculuğuna inanan bir Fenerbahçeli var mı acaba? Halı sahada sadece çalım atmak için top oynayan genç delikanlılara benziyor. Bu kadar mı ucuz Fenerbahçe'de oynamak. Aragones'in göremediğini taraftar gördü, kesti biletini sonunda.
Sezonun ilk yarısı iki ileri bir geriyle geçmişti. Son haftalarda bir kıpırdanma vardı, ümitlenmiştik saf bir şekilde. Cuma akşamki vurdumduymazlık umutlanan taraftarların umutlarını gelecek sene sevk etti, haftasonumuzun içine etti.
13 Mart 2009 Cuma
Duble
Voleybolda çarşamba günü önce bayanlarda, dün de erkeklerde Galatasaray'a karşı alınan duble galibiyet. Sporcularımızın ellerine sağlık, derbi kazanmak güzel şey...Erkeklerde geçen yılın şampiyonu takımımız bu sene malesef çok istikrarsız. Giden Gomez'in yerini Billings istenen şekilde dolduramadı, yaşlanan Grbiç yoğun tempoyu kaldıradı, Coskoviç form tutamadı, Arslan kadrodışı bırakıldı sonra affedildi, vs bir sürü nedenle takım kendini bulamadı. Bu sene şampiyonluk geçen seneye oranla daha zor. İstanbul Belediye, Ziraat ve Halkbank iyi takım yaptılar, Arkas yine takviye yaptı. Playoff'lar yakında başlıyor, işimiz zor, playoff'larda istikrar yakalarsak duble şampiyonluk gelebilir.
Bayanlarda işimiz daha zor. Eczacıbaşı'nın yanı sıra Telekom ve Vakıfbank şampiyonluğun öncelikli adayları. Fenerbahçe'nin yabancı sporcularından yeterli verimi alamadığını düşünüyorum, oysaki Seda, Çiğdem, Eda gibi kaliteli yerli oyuncularımız var.





































